BENİM ZEKİ EVLADIM

– Benim oğlan geçen gün matematik sınavında sınıf birincisi olmuş. Öğretmeni çok zeki olduğunu söylüyor!

– Benim kızın sınıfında da geçenlerde öğretmeni zeka testi uygulamış. Üstün zekalı çıkmış kızım. Zaten matematik testinin hepsini doğru yapıyor!

-O da bir şey mi? Bizim oğlan fen olimpiyatlarına katılmaya hak kazandı. Önümüzdeki sene yoğun bir tempo bizi bekliyor!

Aynur’un arkadaş ortamlarındaki sohbetleri hep böyleydi. Arkadaşları çocuklarının okuldaki akademik başarılarını anlatırlar, onlarla övünürlerdi. Aynur ise bu sohbetlerin içinde kaybolup, düşüncelere dalardı.  Kendi oğlu Bartu 10 yaşındaydı. Okul hayatının henüz başındaydı ama yaşıtlarına bakınca annesi endişeleniyordu. “Benim oğlum yeterince zeki değil mi acaba?” diye düşünmeden edemiyordu. Bir anne olarak, çocuğunun geleceği için büyük hayaller kuruyordu. Beyaz önlükler içinde başarılı bir doktor olarak görmeyi istiyordu.  Bazen de başında sarı bareti ile mühendis olacağını hayal ediyordu.

Bartu ise annesinin bu hayallerinden çok uzakta gözü hep sahalardaydı. Basketbol oynamayı ve izlemeyi çok seviyordu. Üç yaşındayken bile kuzeni Can oturup yap-boz yapardı. Bartu ise top peşinde koşardı. Annesi Can’ın zeki olduğunu Aynur’un gözüne sokmaya bayılırdı. Aynur’da Bartu’yu yapbozların başına oturtmak için uğraşıyordu. Tabi ne mümkün!

Yıllar hep böyle geçmişti. Aynur Bartu için hep bir matematik kursu ayarlamaya çalışmıştı. Bartu ise bu kurslara gitmeyi hiç istememişti. Gözü hep top oynamaktaydı. Basketbol liglerini ve oyuncularını takip ediyordu. Maçları izliyor, turnuvaları hiç kaçırmıyordu. Öyle ki gittiği lisede basketbol takımına seçilmişti. Orada yılların emeğinin sonucunu almıştı. Basketboldaki başarısı tüm okulun dilindeydi. Katıldıkları il geneli turnuvalarda Bartu basketboldaki becerisini herkese gösteriyordu. Bartu’nun takımı genellikle onun becerisi sayesinde kazanıyordu.

Bir süre sonra Aynur, Bartu’yu kurs kurs dolaştırmaktan vazgeçti. Kabul etmişti artık; oğlunun matematik zekası pek yoktu. Herkes bu konuda zeki doğmuyordu Aynur’a göre.

Bir gün Bartu büyük bir heyecanla okuldan eve geldi. Annesinin boynuna atılarak;

-Anne ne oldu inanamayacaksın!

-Hayırdır oğlum bir sakin ol, otur. Anlat bakalım ne oldu?

– Bizim takımın ulusal maçını izlemeye yurtdışındaki takımların menajeri gelmiş. Beni izlemiş ve çok beğenmiş. Kendi takımlarında oynamam için bana teklif etti. Sonunda anne bende dünyaca ünlü bir basketbol yıldızı olacağım!

– Dur oğlum bir dakika. Öyle hemen oluyor mu o işler? Pat diye götürecekler mi seni?

– Evet orası biraz sıkıntılı anne. Yurtdışı okulun takımında oynayabilmem için bilim sınavından geçmem gerekiyormuş. Eğer o sınavda başarılı olursam liseyi ve sonra üniversiteyi orada okuyabilirmişim. Okullar devam ederken de basketbol takımında oynamaya devam edebilirmişim.

– Bilim sınavı mı? Nasıl bir sınavmış o?

– Matematik ağırlıklı bir sınav. Ne yapıp edip bu takıma girmeliyim. Bunun için ne gerekiyorsa yapacağım.

Aynur duydukları karşısında donakalmıştı. Yıllarca arkasından sürüklediği çocuğu, şimdi matematikten bahsediyordu. İçinden “Bizimki imkansızı istiyor ama dur bakalım” diye geçirdi.

Ertesi gün Bartu, annesini bir eğitim merkezine götürdü. Kurs müdürünün odasında Aynur şaşkınlıktan küçük dilini yutacaktı. Bartu, sınav formatını ve eksik olduğu konuları tek tek anlattı. Kayıt formunu imzalarken Aynur’un eli heyecandan titriyordu. İlk kez oğlu onu peşinden bir kursa sürüklemişti. O günden sonra Bartu için büyük bir irade savaşı başladı. Eski Bartu gitmiş, yerine bambaşka biri gelmişti.

Sabah erken kalkıyor ve hemen basketbol antrenmanına gidiyordu. Sahadan çıkar çıkmaz doğruca matematik kursuna koşuyordu. Akşamları odasına kapanıp gece yarılarına kadar soru çözüyordu. Hafta sonu maçlarının devre aralarında bile formülleri ezberliyordu. Annesi kapı aralığından onu izlerken gözlerine inanamıyordu. Zor bir soruyu çözebilmek için saatlerce kağıtları karalıyordu. Sıkıntıdan patladığı matematik dersi artık hayallerine giden bir köprü olmuştu.

Koskoca bir yıl bu yoğun tempo ile geçti. Bartu, bu bir yıllık süreçte matematiğe çok çalıştı. Hatta tüm okul yılları boyunca çalıştığından daha fazla emek verdi.

Zihnini hiç çalıştırmadığı bir vücut kasını çalıştırır gibi eğitti. Sınav günü geldiğinde Bartu oldukça sakin ve kararlıydı. Aynur ise okul kapısında heyecandan yerinde duramıyordu.

Birkaç hafta sonra beklenen o e-posta nihayet geldi. Bartu bilgisayarın başında sevinçle büyük bir çığlık attı. Sınavdan yüksek puan alarak yurtdışındaki okulun kapılarını aralamıştı. Oğlu imkansız görünen bu zorlu sınavı başarmıştı.

Aynur, gözyaşları içinde oğluna sarılırken yanıldığını anlamıştı. Arkadaş toplantılarında çocuklarının zekasıyla övünen anneleri hatırladı. Herkes zeka konusunda tamamen yanılıyordu. Zeka, doğuştan gelen ve sadece testlerde çıkan bir rakamdan ibaret değildi. Zeka, bir konunun üzerinde ne kadar düşündüğünle ilgiliydi. Hedefin için sarf ettiğin emek kadar artan bir şeydi. Bartu’nun içindeki potansiyel, disiplinli bir çalışmayla sonunda ortaya çıkmıştı.

Bartu annesine bir bilginin gerçekliğini ispatlamıştı. 

İnsan, üzerinde pes etmeden çalıştığı her konuda zekasını geliştirebilir. Bunun için o konuya bilinç vermesi, düşünmesi ana kapıdır.

Loading spinner

2 Responses

  1. Çocukların kıyaslanmasınında ne kadar yanlış olduğunu birkez daha anlamış olduk. İnsan istedikten sonra çalıştıkça o konuda ilerleyebilir👍🏼

  2. Zeka, bir konunun üzerinde ne kadar düşündüğünle ilgiliydi. Düşünebildiği kadar zekisin o zaman. Zeka, Hedefin için sarf ettiğin emek kadar artan bir şeydi. İnsanın içindeki potansiyel, disiplinli bir çalışmayla ortaya çıkar.
    Bayıldım bu yazıya emeğinize sağlık.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir