HAKLI ÇIKMAK MI, MUTLU OLMAK MI?

“Yıllardır beraberiz, bir gün yüzüm gülmedi!”

Bu sözle ortam bir anda buz kesti. Duydukları Melih’e çok ağır gelmişti. Tek kelime dahi etmedi. Balkona çıkıp biraz nefes aldıktan sonra sessizce gidip yattı. Neslihan da sabah uyandığında söylediklerini hatırladı. Öfkeyle söylediği o sözlerden dolayı o da üzülmüştü. Kardeşi Zehra’ya anlatırken haklı çıkmak istercesine “Ne yapsaydım, bir anda gözüm döndü.” dedi.

Zehra, kardeşinin bu hâline çok alışıktı. İçinden “Ağzından çıkanı kulağın duymuyor.” demek geldi. Ama bunun Neslihan’a fayda etmeyeceğini biliyordu. Neslihan pişmanlık duysa da öfkesi hâlâ sıcaktı. Şu an ihtiyacı olan şey önce biraz sakinleşmekti. Sonra da doğru yolun gösterilmesiydi.

Melih ile Neslihan birbirlerini severek evlenmişlerdi. Ancak evlendikleri günden beri birbirlerini değiştirme mücadelesi veriyorlardı. Melih sakin konuşan, yavaş hareket eden, rutinlerine bağlı biriydi. Neslihan ise tam tersiydi: Hızlı düşünür, hızlı konuşur ve hızlı hareket ederdi. Yeniliklere açık olan Neslihan’ın aksine Melih tam bir gelenekçiydi. Bireyselliği ve düzenini korumayı severdi. Neslihan ise her şeyi birlikte yapmaktan hoşlanırdı. Melih’in bu huyları Neslihan’a zor geliyordu.

Farklılıklar Çatışmaya Dönüştüğünde…

Evliliğin ilerleyen yıllarında bu farklılıklar sorunlara ve tartışmalara dönüşmüştü. Yeni şeyler denemek isteyen Neslihan için hafta sonları kaçırılmayacak fırsatlardı. Arkadaş gruplarıyla günübirlik turlar, yürüyüş organizasyonları ve kültür turları gibi etkinliklerden oluşan bir yapılacaklar listesi vardı. Melih için ise hafta sonları ve tatiller dinlenmek, uyumak ve sakin bir şekilde enerji toplamak demekti. Böylece her hafta sonu ve her tatil günü bir soruna gebeydi.

İkisi de kendi isteğini karşı tarafa yaptırmaya çalışırdı. Bu çabaları olayların büyümesine sebep olmaktan başka bir işe yaramıyordu. Kabullenmemek ve sürekli şikâyet etmek onları yıprattı. Çözüm arayışı için arkadaşlarıyla yaptıkları konuşmalar ise ateşi daha da harlıyordu. İyi niyetle yapılan yanlış davranışlar evliliklerine zarar veriyordu.

Melih ve Neslihan’ın bu durumu Ayhan Amca’nın kulağına gitti. Ayhan Amca ikisini de çocukluklarından beri tanıyordu. İkisinde de çok emeği vardı ve ikisini de çok severdi. Çevresinde bilgeliği ve yol göstericiliğiyle tanınırdı. Neslihan ve Melih’in aileleri de bu nedenle ondan destek istedi. Ayhan Amca önce ikisini de uzun uzun dinledi. Birbirlerini sevdiklerini ancak farklılıklarını kabullenemedikleri için çözümsüz kaldıklarını gördü. Bir sorunu çözmek için önce onu kabul etmek ve doğru tanımlamak gerekir. İnsan ancak o zaman doğru soruları sorar ve çözüme yaklaşır.

Neslihan ve Melih, anlattıklarından sonra kendilerinin haklı olduğunu duymayı bekliyordu. Ayhan Amca ise duruma farklı bir açıdan bakmıştı.

Bahçedeki ceviz ağacını göstererek:

“Şu ağaca bakın. Kökü toprağın altına doğru ilerler, dalları ise göğe uzanır. Kök ‘Ben de dallar gibi güneşi göreceğim.’ diye diretse bu ağaç ayakta kalabilir mi? Ya da dallar ‘Ben artık toprağın altında olmak istiyorum.’ dese meyve verebilir mi?”

“Hayatta hiçbir şey birbirinin aynısı değildir. Gece olmasa gündüzün kıymeti bilinmez. Sıcak olmasa soğuğun anlamı olmaz. Kadın ile erkek de aynı değildir. Aynı evde büyüyen iki kardeş de aynı değildir. Bu kadar farklılığın olduğu bir dünyada karşımızdakini kendimize benzetmeye çalışmak ne kadar doğru? Bir ağaçta herkes kök olursa dal kim olur, çiçek kim olur?”

Kısa bir sessizliğin ardından konuşmasına devam etti:

“Farklılıklar zenginliktir.”

“Bugün şikâyet ettiğimiz çoğu şey kusur değil, farklılığın sonucudur. Çocuklarının huylarından şikâyet eden ebeveynler, onların farklılıklarının bir zenginlik olduğunu unuturlar. Aile bu farklılıkları yönetebilirse zenginliğin meyvesini toplayabilir. Kendimizi ‘normal’ kabul edip diğer her şeyi ‘düzeltilmesi gereken bir kusur’ olarak görürsek yoruluruz. İnsan, kendinde eksik olanı bu farklılıklarla tamamladığında ve sivri taraflarını törpülediğinde güçlü bir çınara dönüşür. Bugün birinizden birine ‘Haklısın.’ desem elbette biriniz kazanır; ama uzun vadede ‘siz’ kaybedersiniz.”

Melih ve Neslihan böyle bir konuşma beklemiyordu. O gün eve bütün sorunlarını çözmüş olarak dönmediler. Ancak önemli bir eşiğin başına geldiklerini anladılar. Farklılıklarının hayatlarına kattığı zenginliği görmeye başladıklarında birbirlerini daha iyi anlamaya başladılar. Bu da onları aynı evde rakip olmaktan çıkarıp bir takım hâline getirecek en önemli adımdı.

Sevdiklerimiz bize sorunlarını anlattığında çoğu zaman “Ne kadar haklısın.” demek isteriz. Bazen bunu yapmak zorundaymışız gibi hissederiz. Oysa doğru olan yalnızca onları haklı çıkarmak değildir. Doğrularını anlatmanın yanında geliştirmeleri gereken taraflarını da gösterebilmektir. Böylece kişi hayatına dışarıdan bakmaya başlar. Kendini farklı birinin gözünden görür gibi olur ve geliştirmesi gereken taraflarını fark eder.

Olaylara ve insanlara yön verebilmek, doğru yolu gösterebilmek için insanı tanımak ve ayrıntılardaki farklılıkları görebilmek gerekir.

Loading spinner

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir