Çınar ağaçları güçlü ve sağlam bir gövdeye sahiptir. Geniş dalları, sık yaprakları vardır. Kimi zaman insanları güneşten korur. Kimi zaman da canlılara yuva olur. Kökleriyle toprağa sımsıkı tutunur, fırtınalara meydan okur. Heybetiyle görenleri kendine hayran bırakır.
İbrahim de tıpkı bir çınar ağacı gibiydi. İşinde başarılı, çalışmayı seven bir insandı. Mesleğine uzun yıllar emek vermişti. Hayatı boyunca hep erken kalkmış ve her sabah 07.20 vapuruyla işine gitmişti. Günlük rutinine olan bağlılığı yaşamına yansımıştı. İbrahim eşi vefat ettikten sonra evde yalnız kalmıştı. Evde de belli kuralları ve düzeni vardı. Cumartesileri ütü günü, pazar günleri ise büyük kahvaltı günüydü. Market alışverişinde aldığı ürünler bile neredeyse hiç değişmezdi.
Kızı Suna ise neşeli ve kıpır kıpır biriydi. İş hayatına geçince ayrı eve geçmişti ve kendi düzenini kurmuştu. Gezmekten, yeni yerler keşfetmekten büyük keyif alırdı. Yemek yemeyi sever, alışveriş yapmaktan hoşlanırdı. Gününü planlamaktansa anı yaşamayı tercih ederdi. Bu yüzden çoğu zaman zamanın nasıl geçtiğini fark etmezdi.
Suna, babasıyla vakit geçirmeyi de seviyordu. Bazen de aralarında anlaşmazlıklar yaşanıyordu. Babasının evine her gittiğinde, evdeki düzen ve kurallar gözüne daha fazla batmaya başlamıştı. İbrahim, kızının iyiliğini düşündüğü için fikirlerini söylemekten çekinmezdi. Fakat bu tavsiyeler bazen sert eleştirilere dönüşebiliyordu.
“Erken kalkıp yürüyüş yapmalısın.”
“Her gün dışarıdasın. İşlerini yetiştirebiliyor musun?”
“Çok karbonhidrat ağırlıklı besleniyorsun kızım. Biraz beslenme düzenini değiştirsen…”
Suna bu durumdan çok bunalıyordu. Babasının söylediklerinin çoğunun doğru olduğunu biliyordu ama bunları uygulamak istemiyordu. Ona göre kendi hayat karmaşasının içinde de bir düzen vardı. Babasının yaklaşımını ise zaman zaman gereğinden fazla sert buluyordu.
“Baba, ben sevdiğim yemekleri yemek istiyorum. Her şeye karışmazsan olmaz mı?”
“Hangi saatte yatıp kalktığım seni ilgilendirmiyor baba!”
Bir pazar günü İbrahim kızını kahvaltıya davet etti. Ona sebzeli omlet hazırlamıştı. Birlikte kahvaltı edip hayat üzerine sohbet etmek istemişti. Suna ise kendi kendine;
“Neredeyse her hafta yanına gidiyorum ama eleştirilerin ardı arkası kesilmiyor. Bu kez bir bahane bulup gitmeyeceğim.” diye düşündü.

O gün uydurduğu bahane, zamanla görüşülmeyen haftalara dönüştü. İbrahim kızını her aradığında,
“Bir ara uğrarım baba, şu aralar çok yoğunum.” cevabını alıyordu. Suna zamanla ziyaretlerini azaltmıştı. Kendini mecbur hissettiğinde babasını ziyaret eder olmuştu.
Günler birbirini kovaladı. Suna uzun zamandır kendini rahat hissediyordu.
Ta ki o güne kadar…
Uyandığında alarm art arda çalıyordu. Geç yattığı için işe geç kalmıştı. Telaşla yataktan kalkarken yere düştü. Eve doğru dürüst uğramadığından eşyalar her yere dağılmıştı. Buzdolabında kahvaltı yapacak hiçbir şey kalmamıştı. Hızla hazırlanıp bir taksiye bindi ve işe gitti.
İş yerine vardığında düzenlemesi gereken dosyalar masasında yığılmıştı. Son teslim tarihini kaçırdığını fark etti. O an büyük bir sıkışmışlık hissetti. Hatanın kendisinden kaynaklandığını biliyordu. İlk kez plansız yaşamanın bedelini bu kadar ağır hissediyordu.
İnsan gelişimi için bir başkasına ihtiyaç duyar.
Tam o sırada aklına uzun zamandır aramadığı babası geldi. Yaşlı bir çınar ağacı gibi görünen babası…
Yaşlı bir çınar ağacı, uzaktan bakıldığında yorgun görünür. Sağlam dalları artık incelmiş kemikleri andırır. Gövdesi zamanın açtığı derin çatlaklarla kaplıdır. Üzerini yılların yükünü taşıyan yosunlar sarmıştır. Eski heybeti kalmamıştır belki ama güçlü gövdesiyle hâlâ dimdik ayaktadır. Nice fırtınalar görmüş ancak köklerinden aldığı güçle ayakta kalmayı başarmıştır.
“Keşke…” dedi içinden. “Biraz olsun babamı dinleseydim.”
Derin bir pişmanlık hissetti. Hayatı akışına bırakmak ona güzel geliyordu. Yeni deneyimler kazanıyor, farklı insanlarla tanışıyordu. İş yapabilmesi için önce ondan keyif alması gerektiğine inanıyordu. Fakat böyle zor zamanlarda ne yapacağını bilemiyordu.
Babasının yaşamını düşündü. Düzenli, disiplinli ve üretken bir adamdı. Artık eskisi kadar güçlü değildi ama yılların kazandırdığı büyük bir deneyime sahipti. Suna o deneyimden faydalanması gerektiğini artık çok iyi anlamıştı.
Hayat insana planlarını istediği zamanda gerçekleştirme fırsatı vermez. Bazen beklenmedik işler çıkar. Bazen de her şey aynı anda üst üste gelir. Böyle zamanlarda süreci yönetebilmek için yalnızca güçlü yönlerimiz yetmez. Hayat denge ister. Bunun için sahip olduğumuz güçlü yanlarımızı korumalıyız. Eksik kaldığımız yönlerimizi de geliştirmemiz gerekir. Çünkü insanı zor zamanlarda ayakta tutan bu dengenin kendisidir.
Suna hiç vakit kaybetmeden telefonunu eline aldı ve babasını aradı. Artık çınar ağacına danışma vakti gelmişti.
“Baba müsait misin? Akşam çay içmeye geleceğim.”
O günden sonra Suna, babasının yönlendirmelerinden fayda görmeye ve keyif almaya başladı.


