ÇOCUKLARLA ETKİNLİK

Yaz tatiline sayılı günler kala okullarda hareketlilik başlamıştı. Mezuniyet törenleri ve veda yemekleriyle her sınıfın kendine özgü bir programı vardı. Öğretmenler, yıl boyu emek veren öğrencilerine unutulmaz anılar bırakmak istiyordu.

Hatice de iki kızı Alya ve Hülya’nın etkinlikleri arasında koşturuyordu. Onu asıl yoran şey etkinliklerin yoğunluğu değildi, kızlarının birbirinden farklı olan istekleriydi.

Hülya sakin, içine dönük bir çocuktu. Gürültü ve kalabalık onu yoruyordu. Açık havada az kişiyle sohbet ederek vakit geçirmek ona iyi geliyordu.

Alya ise tam tersiydi. Yerinde duramayan, enerjisi yüksek bir çocuktu. Eğlence, kalabalık ve arkadaş demekti onun için. Ablasının da her yerde yanında olmasını istiyordu. Yaşları çok yakın olduğu için arkadaş gibiydiler. Hülya gelmeyince hayal kırıklığına uğruyordu.

Hatice, ikisini aynı anda memnun etmeye çalışırken kendini tüketiyordu. Biri gitmekten vazgeçtiğinde diğerinin de morali bozuluyordu. Onların arasını yaparken çok yoruluyordu.

Bir hafta içinde iki önemli etkinlik aynı saate denk geldi. Alya’nın sınıfı oyun parkına, Hülya’nın sınıfı ise pikniğe gidecekti. Hatice ikisi arasında seçim yapmak zorunda kaldı. Bu durum onu düşündürdü, ne yapacağını bilemedi çünkü ikisini de mutlu etmek istiyordu.

Akşam yemekte kızlarıyla durumu açıkça konuştu. Alya, “Ablam da gelsin, çok eğleneceğiz” dedi. Hülya ise sakin bir şekilde, “Ben piknikte daha mutlu olurum anne” diye karşılık verdi. Hatice bu kez çözüm üretmeye çalışmadı, sadece dinledi. Konuşup çözüm üretme sırası onlardaydı. Birbirlerini dinledikçe farklı şeylerden keyif aldıkları iyice anlaşılmıştı. Alya, ablasının kalabalıktan neden kaçtığını ilk kez gerçekten anladı. Hülya da kardeşinin arkadaş ortamından bahsederken gözlerinin parladığını ve keyif aldığını fark etti.

Nihayet ortak bir karara vardılar. Herkes kendi istediği yere gidecekti. Hatice de iki etkinliğe de kısa süreli uğrayarak ikisinin de gönlünü edecekti.

Etkinlik günü Alya oyun parkında kahkahalarla koşturdu. Hülya ise piknikte arkadaşlarıyla sakin bir sohbetin ve sevdiği yiyeceklerin tadını çıkardı. Akşam ikisi de yorgun ama mutlu bir şekilde eve döndü. Heyecanla günün nasıl geçtiğini birbirlerine anlattılar.

O gün Hatice için bir dönüm noktası oldu. Çocukları mutlu etmek için aynı şeyleri yapmak gerekmiyordu. Annelik, çocukları birbirine benzetmek değildi. Her çocuğun mizacı, ilgi alanı, ihtiyacı farklıydı. İsteklerdeki farklılığın sebebi davranışlara yansıyordu. İnsan bunu anladığında karşıdakini olduğu gibi kabul eder. Kabul ettiğinde değiştirmeye yada eşitlemeye çalışmaz. Bazen en doğru çözüm, insanları birbirine benzetmeye çalışmak değil; onların seçimlerine ve farklılıklarını kabul etmektir.

Farklılık çatışma sebebi değil, anlaşıldığında insanları bir arada tutan bir zenginlikti. İnsan bu zenginliği fark ettiğinde ilişkilerini daha kolay yönetebilir.

Loading spinner

5 Responses

  1. Gerçekten aynı bu şekilde iki kızı olan bir arkadaşım vardı ve kendini o kadar yıpratıyordu ki hiç kendine ait vakti kalmıyordu. Hayatın çok içinden bir yazı olmuş👍🏼

    1. benzer bir duruma ben de tanık olmuştum. Durumları düğüm haline getiren yeterince farklılığa hakim olmayışımız hakkaten.

    2. Hayatın içinde şahit olduğumuz bir çok şey var. İnsan olayın içindeyken durumu anlayamayabiliyor ancak ne zaman dışardan bir göz olarak değerlendirip o olaydaki süreci anlamaya çalıştığında görmediklerini de görme hakkı oluyor.

  2. İnsanın çocuk yetiştirirken onların seçimlerine uyumlanması, seçimlerine saygı duyması bir anneyi en başta zorlarken neyi neden istediklerini anlamaya başlayınca bir o kadar da mutlu etmektedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir