BİR MANZARA, İKİ PENCERE

Havanın en sıcak zamanlarından biri olan temmuzun ortalarıydı. Furkan ve Yaren kardeşti. Okullar tatil olunca biraz dinlemek istiyorlardı.  Şehirden uzaklaşıp nefes almak için tatile çıkmaya karar vermişlerdi.

Hazırlıklar tamamlanmış, rezervasyonlar yapılmıştı. Sabah erken saatlerde yola çıktılar. Yol boyunca müzik dinlediler. Bazen de önlerinden geçen manzaraları izleyip sessizce gülümsediler. Kalacakları eve geldiklerinde içerisi serin ve sakindi. Bavullarını boşalttılar, kısa bir süre dinlendiler. Ardından çevreyi keşfetmek için yürüyüşe çıkmaya karar verdiler.

Yürüyüş yaparken Yaren bir ot gördü. Hemen ardından,
“Bak, bu ot kesin zehirlidir. Ben haberlerde gördüm; biri bunu yemiş ve hastanelik olmuştu.” dedi. Furkan etrafına bakıp gülümsedi. “Olabilir ama doğa işte. İnsan hem güzelliğine hayran kalıyor hem de dikkatli olması gerektiğini hatırlıyor.”

Bir süre sessizce yürüdüler. Rüzgâr hafif hafif esiyor, ağaçların yaprakları usulca kıpırdıyordu. Yol kenarındaki çiçekler, güneşin son ışıklarıyla daha da canlı görünüyordu.

Yaren, yol kenarındaki taşlara dikkat ederek yürüyordu. Furkan ise uzaktaki gün batımına odaklanmış, hızlı yürüyordu. Aynı yolda, ortak bir rota vardı. Biri olabilecek tehlikelere karşı tedbirli ilerliyordu. Diğeri ise etrafındaki güzelliklere odaklanmış, riskleri çoktan unutmuştu.

Yürüyüş biraz uzayınca yol ikiye ayrıldı. Sağ tarafta kısa ama dik bir patika, sol tarafta ise daha uzun ama gölgelik bir yol vardı. Yaren, dik patikaya bakıp yüzünü buruşturdu. “Oradan çıkarsak çok yoruluruz. Bence öbür yoldan gidelim.”

Furkan ise patikanın sonunda görünen manzara noktasını işaret etti. “Biraz yoruluruz ama yukarıdaki manzara buna değer gibi duruyor.” Birkaç saniye düşündüler. Biri önce yorulmayı hesaplıyordu. Diğeri ise sonunda ulaşacağı manzaranın keyfini hayal ediyordu.

Hayatın sunduğu farklı seçenekleri nasıl değerlendiririz?

Hayat da insana, tıpkı Yaren ile Furkan’ın karşısına çıktığı gibi, seçenekler sunar. İnsan ise bu seçenekleri farklı şekillerde değerlendirir. Aynı yolda olsalar da farklı algılarlar. Farklı değerlendirmeler yapar ve farklı seçimlerde bulunurlar.

Kimileri için sağdaki yol dik, yorucu ve dolayısıyla risklidir. Kimileri için ise çiçeklere, ağaçlara ve gökyüzüne bakarak huzur içinde yürünecek kısa bir yoldur. Sol taraftaki yol ise bazılarına göre daha kolay, gölgelik ve güvenli olabilirken, bazılarına göre uzun, sıkıcı ve kasvetlidir.

Kısa bir sessizliğin ardından Yaren derin bir nefes aldı. “Peki.” dedi hafifçe omuz silkerek, “Senin dediğin gibi olsun. Ayağım kayabilir. Ertesi gün kas ağrısından yürüyemeyebilirim. O zaman yarınki tüm planları iptal ederiz.” Furkan gülümseyerek kabul etti ve destek olmak için Yaren’in elini tuttu.

Dik patikada yürümeye başladılar. Yaren, her adımında bacaklarındaki yanmayı, hızlanan nabzını ve daralan nefesini hissediyordu. Aklı sürekli olası bir burkulmaya gidiyordu. Ayrıca ertesi gün yaşayacağı kas ağrılarını da hesaplıyordu. Odak noktası, yaşayabileceği acı ve fiziksel rahatsızlıktı. Bu yüzden adımlarını gergin ve temkinli atıyordu.

Furkan ise her adımında tepeye biraz daha yaklaşmanın heyecanını yaşıyordu. Zihninde, zirveye ulaşıp manzarayı seyrederken hissedeceği huzur vardı. Manzaraya karşı dinlenmek ve unutulmaz fotoğraflar çekmek için sabırsızlanıyordu. Yaren’in elini tutuyor olmasa, belki de koşarak tepeye çıkacaktı.

Furkan hızlandıkça, Yaren’in huzursuzca elini daha sıkı tuttuğunu fark etti. Manzaraya birkaç adım kala durdular. Furkan, Yaren’i biraz sakinleştirmesi gerektiğini anladı. Yanlarındaki büyük kayalara oturdular. Bir süre konuşmadan dinlendiler. Sessizlik, ikisinin de düşüncelerini fark etmesine fırsat vermişti.

Bir süre sonra Furkan, “Ben hep varacağımız yerin keyfini düşündüm,” dedi. “Ama senin her adımda neler hissettiğini gözden kaçırmışım.” Yaren hafifçe gülümsedi. “Ben de senin neden bu kadar istekli olduğunu anlamamışım. Sen sadece güzelliği benimle paylaşmak istiyordun.”

Kısa mola sırasında ikisi de sessizce etrafı izledi. Aynı yolun kendilerinde bambaşka duygular uyandırdığını fark ettiler. Furkan için yol, sonunda ulaşılacak manzaranın heyecanıydı. Yaren için ise güvenli bir şekilde ilerleyebilmekti. Aslında aynı yolu, farklı pencerelerden görüyorlardı.

Birbirlerinin düşüncelerini ve duygularını anlamayı seçtiklerinde, yol da hafiflemişti. Çünkü bazen ilişkiyi kolaylaştıran şey, aynı şekilde düşünmek değildi. Farklı düşündüğünü bildiğin insanın, neden öyle hissettiğini anlayabilmekti. Bunun yolu ise farklılıkları kabul etmekten ve birbirini dengelemeyi öğrenmekten geçiyordu.

Loading spinner

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir