Nurgül, aylar öncesinden tüm planlarını yapmıştı. Ankara’dan yola çıkıp Konya’da bir gün konaklayacaklardı. Kelebekler Vadisi’ni, lavanta tarlalarını ziyarete gideceklerdi. Ardından Antalya’ya ulaşacaklardı, nerede hangi pozu vereceğine kadar her şeyi düşünmüştü. Otel rezervasyonları, tekne turları derken tatilin her saatini planlamıştı.
Eşi Cem’in ise bu planlardan haberi yoktu. Üstelik yoğun tatil programları hiç hoşuna gitmezdi. Cem çok yoğun çalışan bir cerrahtı. Tatilden ise tek beklentisi vardı. Hiçbir şey yapmadan sadece dinlenmek. Tatil demek onun için hayatın koşturmacasından uzaklaşabilmekti.
Nurgül’e göre ise rutinin dışına çıkıp birçok şeyi keşfetmekti. Cem’in söylenmelerine aldırmamaya çalışsa da bu durum canını sıkıyordu. Bu farklı bakış açıları zaman zaman sürtüşmelere sebep oluyordu. Bazen güzel yerlerin keyfini çıkartmak yerine kendilerini tartışırken bulurlardı. Birinin çok eğlenceli dediğini diğeri yorucu bulabiliyordu.

İnsanların çoğu farklı isteklerinden dolayı problemler yaşar.
“Bugün erkenden kalkalım. Şu koyu görelim, dönüşte de eski çarşıya uğrarız.”
“Biz tatile dinlenmeye gelmedik mi? Daha kahvemi bile bitirmedim.”
“İyi ama bütün gün otelde oturacaksak neden buraya geldik?”
“İyi ama bütün gün koşturacaksak neden tatile çıktık?”
Kimi güneş doğmadan uyanır ve “Bugünü kaçırmayalım.” der. Kimi perdeleri kapatır, “Bir yılın yorgunluğunu atacağım.” der. Kimi yeni sokaklar keşfetmek ister. Kimi aynı ağacın altında üç gün oturabilir. Kimi bavulunu açmadan yeni rotalar araştırır. Kimi ise telefonunu kapatıp zamanı unutmak ister. Ve sonra o meşhur cümleler sıralanır:
“Biraz enerjik ol.”
“Biraz sakin ol.”
“Biraz planlı ol.”
“Biraz akışına bırak.”
Bütün bu cümlelerin altında tek bir cümle yatar: ‘’Benim gibi ol.’’
İşte mesele burada başlar. Çoğumuz, kendi dinlenme biçimimizi tek doğru yol sanırız. Oysa insanlar aynı şekilde yorulmadıkları gibi aynı şekilde dinlenmezler.
Biri odası asansöre baktığı için sinir olabilir. Diğeri pencereden gelen geçen herkesi görmek ister. Kimi odanın genişliğine takılabilir. Kimi ise yemeklerin hayal ettiği gibi olmamasına. Aynı uçağa biner, aynı otele gider, aynı denize bakarız. Ama herkes farklı bir tatil yaşar.
Bu sebepledir ki, “İnsanı en iyi yolculukta tanırsın” derler. Peki, doğru mu?
İş ortaklığı kuracağınız insanla önce seyahate mi çıkmanız gerekir? Tanımak, aynı manzaraya bakıp farklı şeyler gördüğümüzü fark etmektir. Aynı olaya farklı tepkiler verdiğimizi görebilmektir. Beklentileri, sınırları, tahammülleri ve ihtiyaçları anlamaktır.
“Kim Kimdir?” bize bunu anlatır: İnsanlar aynı olayları farklı algılar ve farklı aktarırlar. Doğuştan getirdikleri özellikleriyle, olaylar karşısında tepkileri, seçimleri farklılık gösterebilir. Farklılıkları fark edip anlamaya başladığımızda, onları değiştirme ihtiyacımız da azalır.
Bazen en güzel tatil, en güzel yere gitmek değildir. Aynı yere bakan insanların farklı algılamalarını kabul edebilmektir. Farklı görme farklı düşünme hakkını verebilmektir. Birbirimizi değiştirmeden de birlikte güzel zaman geçirmek mümkündür. Çünkü gerçek yakınlık, ‘’benim gibi ol’’ demekte değildir. ‘’Sen farklısın ve güzel olan da bu” diyebilmekte saklıdır.



Bir Yanıt
En büyük problemlerden birisi karşıdaki kişiyi değiştirmeye çalışmak. Maalesef farkında olmadanda bazen eleştirel yaklaşıp karşımızdaki kişinin kalbini kırabiliyoruz. Güzel farkındalık oluşturan bir yazı olmuş.