Üniversite sınavları bitmişti. Sınav salonlarından çıkan öğrencilerin yüzünde hem rahatlamanın sevinci hem de geleceğe dair kaygı vardı. Kimisi üç yılını, kimisi ise üç ayını bu ana adamıştı. Berfin de yıllardır tek bir hedef için çalışanlardandı. Liseye başladığı ilk gün, “Doktor olacağım.” demiş ve o günden sonra başka bir şey düşünmemişti. Yaz tatillerinde ailesiyle kısa bir tatil yapar, ardından tekrar derslerinin başına dönerdi. Onun hayatı plan ve disiplin üzerine kuruluydu.
Akrabaları Berfin için hep, “Tıpkı babası.” derdi. Babası Harun Bey, emekli bir memurdu. Hayatı boyunca dakikliğe ve düzene büyük önem vermişti. Her gün aynı saatte işe gider, bir dakika bile gecikmezdi. Emekli olduktan sonra da kızı okuyana kadar çalışmaya devam etmişti. Evdeki düzeni de iş yerindeki düzeninden farksızdı. Dolabını kendisi toplar, haftalık kıyafetlerini gün gün ayarlar, en ufak bir dağınıklığa bile tahammül edemezdi. Bir gün eşi Zeynep dolabını düzenleyince, “Zeynep, sen benim dolabımı mı düzenledin?” diye sormuştu. Çünkü kendi oluşturduğu düzenin bozulmasını istemiyordu.
Zeynep ise eşi ve kızından farklı bir mizaca sahipti. Planlı ve programlı bir hayat ona göre değildi. “Hayat bir gün, o da bugün.” mottosuyla yaşardı. Arada bir heveslenip mutfak düzenleme kutuları alır, bir süre düzen kurmaya çalışır, sonra kendini daha rahat hissettiği doğal akışına geri dönerdi. Anı yaşamayı, hayatın tadını çıkarmayı sever; katı kurallar yerine esnekliği tercih ederdi. Bu yönüyle evde bazen farklı bakış açıları oluşsa da ailesine sıcaklık ve neşe katan kişi de çoğu zaman oydu.
Bir akşam yemek masasında konu meslek seçimine geldi. Berfin kararlıydı; doktor olacaktı. Babası bu kararını sonuna kadar destekledi. Ona göre doktorluk, insana en çok fayda sağlayan mesleklerden biriydi. Harun Bey, hayatındaki önemli kararları fayda-zarar terazisinde tartarak vermişti. Eş seçimini de iş seçimini de bu ölçüye göre yapmıştı. Bu yüzden kızının da emek vermeyi ve sorumluluk almayı gerektiren bu mesleği tercih etmesini doğru buluyordu.
Anne Zeynep ise farklı düşünüyordu. “Kızım, doktorluğun nöbetleri çok zor. Gençliğini hastanede harcama.” diyordu. Ona göre önemli olan, insanın yaptığı işi severek yapması ve kendisine de zaman ayırabilmesiydi. Çünkü herkes kendi mizacına uygun bir yaşam biçiminde daha mutlu ve verimli olabilirdi. Evdeki yemek seçiminden arkadaş seçimine kadar pek çok konuda ilk düşündüğü şey, “Bu bana iyi gelecek mi?” olurdu. Bu nedenle eşiyle zaman zaman farklı fikirlerde olsalar da ikisi de aslında kızları için en iyisini istiyordu.

Berfin, annesini dinlese de gönlü babasından yanaydı. Çünkü o da babası gibi ölçülü, düzenli ve disiplinli bir hayatı seviyordu. Sağlığına dikkat eder, bir dilim fazla tatlı yese hemen dengeyi sağlamaya çalışırdı. İnsanların sağlıklarını önemsemeden yaşamalarına anlam veremezdi. Annesinin rahat tavırları ona farklı gelse de bunun annesinin hayata bakışından kaynaklandığını biliyordu.
Meğer insan seçimlerini sadece aklıyla değil, fıtratıyla da yapıyormuş. Zeynep kendi fıtratını yaşıyor; esnekliği, keyfi ve hayatın akışını tercih ediyordu. Berfin ise mizacının yönlendirdiği yolda ilerliyor; düzeni, disiplini ve hizmet etmeyi seviyordu. Harun Bey de sorumluluk ve fayda odaklı yapısıyla kararlarını bu doğrultuda veriyordu. Aslında her biri, kendi fıtratına uygun olanı seçiyordu.
Çünkü insan, zihninde ne taşıyorsa hayatını da büyük ölçüde ona göre şekillendirir. Bu nedenle insanların seçimlerini değerlendirirken onları kendimize benzetmeye çalışmak yerine, fıtratlarını anlamaya çalışmak gerekir. Kimi düzen içinde huzur bulur, kimi esneklikte; kimi fayda üretmekten beslenir, kimi hayatın tadını çıkararak yaşar
Farklı karakterlere sahip olmalarına rağmen aynı ailede yaşamalarının sebebi de birbirlerinden öğrenecekleri ve birbirlerine katacakları özelliklerin olmasıydı. İnsan dengede olduğunda, karşısındakinin farklılıklarını bir eksiklik olarak değil, kendisini tamamlayan bir zenginlik olarak görmeye başlar. Çünkü gerçek uyum, aynı olmakta değil; farklılıkları kabul edip onlarla birlikte yaşayabilmektedir.



Bir Yanıt
Uyum ailedeki bağı güçlendiren en kıymetli özelliktir . Fraklılıkları kabul etmek ve faydaya uyumlanmak.