KIVAMINDA KİŞİLİK

Mehmet kırklı yaşlarında, evli ve üç çocuk babasıydı. Beş yıl önce küçük bir tekstil atölyesi kurmuştu. O dönem hayatının en üretken dönemini geçiriyordu. Kısa sürede yurt dışına ihracata başlamıştı. Atölyeyi büyük ölçekli bir firmaya dönüştürmeyi başarmıştı. Bu hızlı yükseliş Mehmet’e kendini oldukça başarılı hissettiriyordu. 

İş hayatı gibi ailesi de beş yıl içinde hızla büyümüştü. Üçüncü oğlu Selim yeni doğmuştu. Mehmet ve eşi Rana, yavrularını kucaklarına aldıklarında mutluluktan havalara uçmuşlardı. Diğer iki oğlu ise sıyasıyla on ve yedi yaşlarındaydılar. Onlar da dünyaya geldiğinde benzer heyecanlar yaşamışlardı. Rana eşinin azmi ve elde ettiği başarılarla gurur duyuyordu.

Mehmet küçüklüğünden beri ailesinin desteğini alarak büyümüştü. İş hayatına atılırken hedefleri büyüktü. Kısa zamanda zor olanı başarmış büyük işlere imza atmıştı. İmkânları arttıkça yaşam tarzı da kökten değişmişti. Giyiminden bindiği arabaya, oturduğu semtten sosyal çevresine kadar… Sahip olduğu her şey artık daha lükstü. Eşi Rana ise bu durumdan gayet memnundu.

Her güzel şey gibi bu mutlu günlerin de sonu gelmişti. Yaşanan ekonomik kriz sonucu Mehmet’in işleri alt üst olmuştu. Şimdi ise tüm kazandıklarını bir bir kaybediyordu. Elinde avucunda ne varsa hepsini satmış hiçbir şeyleri kalmamıştı. Alacaklılar sürekli arıyor telefonlar hiç susmuyordu. Bu durum onu çok rahatsız ediyordu. İflas etmiş olmayı gururuna yediremiyordu. 

Mehmet ailesi ile şehir değiştirmeye karar verdi. Yeni bir şehir, yeni bir çevre onlara iyi gelecekti. Şehir değiştirmesi de beklediği gibi olmadı. Birkaç küçük işe girip çıkmıştı. Asgari ücretle çalışmayı gururuna yediremiyordu. Sıfırdan bir işe başlamak ise ona çok zor geliyordu. Yeniden bir atölye kurmaya çalışmak istemiyordu. Ona göre “ya hep ya hiç” vardı. Bu düşünce de onun harekete geçmesini engelliyordu. Bir daha o zorlu günlere dönmek ve o sıkıntıları bir daha yaşamak istemiyordu. 

Oldu olası çok konuşmayı sevmezdi belki ama şimdi hiç konuşmuyordu. Tüm gün evde hiçbir şey yapmadan kumandayla televizyon karşısında oturuyordu. Rana’nın ise bu durumdan rahatsızlığı gittikçe artmıştı. Öyle ki artık diline vurmuş sürekli şikâyet eder olmuştu;

‘’Hep evdesin! Kukumav kuşu gibi elinde kumandayla televizyon karşısındasın. Çocuklara da kötü örnek oluyorsun. Üçüne beşine bakmadan bir iş bul da çalış bari!’’ 

Bu kaos ve sıkışmışlığın üzerinden uzun yıllar geçmişti. Büyük oğlu Hasan artık yirmili yaşlarına gelmişti. Babasının aksine Hasan çok hareketliydi. Risk almayı seven, yeniliklere açık bir delikanlıydı. Her zaman yaşından büyük fikirleri olurdu. Babasının bu halleri de onu çok üzüyordu. Bir an önce bir şeyler yapmak ve ailesini bu dar boğazdan kurtarmak istiyordu.

Hasan kısa bir süre içinde kendi iş yerini açmıştı. İşi yeni olduğu için sürekli başında durması gerekiyor ve çok çalışıyordu. Bazen müşterilerle görüşmeye gittiği zamanlarda dükkânda başkasının durması gerekiyordu. Bu görevi de babasının yapmasını istemişti. Mehmet ilk başlarda sabahın erken saatlerinde dükkâna gitmek istememişti. Yaşadığı onca şeyden sonra tekrar bir işe gitmek ve sabah erken kalkmak ona zor geliyordu. 

Oğlunu da zor durumda bırakmak istemiyordu. Ona destek olabilmek için istemese de sabahları erkenden kalkmaya başladı. Zamanla dükkânın önünü süpürmeye, rafları düzenlemeye başlamıştı. Gelip gidenlerle sohbet etmek ona keyif vermeye başlamıştı. Oğlu yokken kendi başına satış yapmak kendisine iyi geliyordu. Bir süre sonra çevredeki esnaflarla ahbaplık kurmaya bile başlamıştı.

Mehmet artık yeniden bir işin başındaydı. Vaktinin çoğunu oğlunun dükkânında geçiriyordu. Rana ise uzun zamandan sonra Mehmet’i böyle görmekten memnundu. Evdeki memnun olmadığı durumlarla ilgili şikâyetleri azalmıştı. Herkesin yenide neşesi yerine gelmişti. Mehmet eve geldiğinde televizyon izlemeye hali kalmıyordu. Bir şeylerin iyiye gittiğinin farkındaydı. Ertelenen işlerin vakit kaybetmekten başka bir şey olmadığını anlamıştı.

İnsanlar zorlanmak istemedikleri için yapılması gereken işleri bazen ertelerler. 

Bu ertelemelerin hepsi aslında insanın üstünde ekstra yük olur. Yapılması gereken işe başlamamak arabanın çamura saplanması gibidir. Çamura saplanan araba oradan ancak büyük bir güçle çıkar. İnsanda ertelediği işi yapabilmek için daha büyük güç ister. Dolayısıyla asıl külfetli olan başlamak değil, ertelemektir. 

Mehmet’in durumu da aynen bu şekildeydi. Tekrar atölyedeki zorlukları yaşamaktan kaçıyordu. O sıkıntıları çekmemek için hiç yeniden başlamak istememişti. Bunun için eşine ve oğullarına hep zorluk çıkarmıştı. Şimdi ise keşke daha önceden başlasaydım diyordu.

Geç de olsa bunu fark etmişti. Yeniden bir işin başına geçmiş ve bir şeyleri yeniden kurmaya başlamıştı. En önemlisi de olumsuz ruh halinden çıkmıştı. Cesaret gösterip yeniden yola çıkmıştı. Hayatta ona olumlu sonuçlarını yavaş yavaş vermeye başlamıştı.

Bazı insanlar için başlamak kolayken, başladığı işi disiplinle sürdürmekte zorlanırlar. Bazı insanlar ise başlamakta zorlanırken, başladıktan sonra o işi disiplinli bir şekilde sürdürebilirler. İnsana tüm yönüyle katkı sağlayan şey ise, er başlayıp o işi disipline sürdürebilmektir.

İnsan tanıma sanatı ile hangi özelliklerimizin lehimize olduğunu, hangi özelliklerimizi ise törpülememiz gerektiğini öğrendiğimizde, kaliteli bir kıvam yakalayarak iyi bir kişilik inşa ederiz. Çünkü insan; ancak olumlu yanlarına ilave olarak, yontulması gereken taraflarını yonttuğunda kişilik sahibi olur. Bu özelliklerden biri de bir işe erken başlayıp disiplinle devam etmektir; tıpkı kişilikli insanların yaptığı gibi.

Loading spinner

20 Responses

  1. Disiplin hayatımızda kurmamızın çok zor olduğu ama kurunca da bir o kadar sistemi rahatlatan bir şeymiş. Hemen vazgeçmeyip disiplin oluşturmaya çalışmalıyız

  2. İnsan zorlanmamak için işlerini ertelerken farkında olmadan daha da zorlaştırıyor.

    Güzel bir farkındalık kazandırıyor yazı:)

  3. Kıvamında kişilik; denge sağlıyor demek ki insanın hayatında 🌱 “Er başlamak ve süreklilik”; bugünümün sloganı oldu; umarım tüm hayatıma yayıp uygulama şansım olur🤗

  4. İnsan kendinde olan olumsuz davranışların yerine olumluları kattıkça güzelleşmeye ve toparlanmaya da başlıyor hayatında. Bu yüzden kişilik sahibi olmak çok çok kıymetli oluyor.

  5. İnsan ertelediği her yerde tekrar başlamaya zorlanır. Devinimi devam ettirmek gerekir. Duran arabanın direksiyonunu çevirmek gibi…

  6. Büyüklerimiz boşuna erken kalkan yol alır dememiş o zaman..
    Ne kadar erken o kadar kolaylıkla oluyor işler 🙂

  7. İnsan bazen birşeyler olsun ondan sonra disiplinim oluşacak biliyorum der ve yanılgıya düşerler. Ama asıl kasandıracak olan o şartları beklemeden oluşturmak ve o şartlara rağmen disipline olabilmektir.

  8. “Asıl külfetli olan başlamak değil ertelemektir”
    Bunu bir anlayabilse insan aslında herşey o kadar kolay ve akıcı önemli olan başlamak ve sürdürebilmek…

  9. Tüm olumsuzluklara rağmen tekrar başlayabilicek cesareti göstermek ne kadar kıymetli hayatta.

  10. Ertelenen şeylerin daha büyük uğraşlar gerektirdiğini bazen anlamıyoruz. Oysa er başlayıp süreklilik kazandığımızda disipline oluyoruz. Böylece kıvamı da yakalayabiliyoruz 🌿

  11. Bazı insanlar başlamayı o kadar gözünde büyütür ki 3 birimlik mesele 300 birimlik olur… Nereden bildiğimi sormayın…

  12. Birinin yapmakta zorlandığını diğeri çok kolay başlayabiliyor. İnsandaki farklılıklar aynı olay karşısında verdikleri farklı tepkilerle açığa çıkıyor. O farklılıkları görüp bir sonraki tepkisi ya da davranışı ne olacak öngörebiliyoruz. İnsanı tanımak o farklılıkları ve nedenlerini öğrenmekle başlıyor.

  13. Eğer süre varsa hiçbirşey için geç değildir hayatta. İnsan kendi kendisini eliyor oysa. Yeniden başlamasına engel olan şey kendi içindeki kişi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir