BAYRAM NEŞESİ

Sonunda beklenen gün gelmiş, bayram sabahına uyanmışlardı. Defne ve Gökçe bayram için çok heyecanlıydı. Özenle seçtikleri bayram kıyafetlerini giyip salona inmişlerdi. Aynı odayı paylaşıyorlardı ama çok farklı dünyaları vardı.

Defne çok düzenli, tertipliydi ve planlı hareket ederdi. Yatağını düzenler, giydiği pijamalarını bile kendi katlardı. Gökçe ise tam zıttıydı; dağınıklık onu hiç rahatsız etmezdi. Pijamasını çıkarıp sağa sola bırakırdı. Defne’nin kardeşinin bu dağınık hâllerine karşı sabrı giderek azalmıştı. Bayram sabahı odada gördüğü manzara da onu biraz üzmüştü.

Güne güzel başlamışlardı ama kahvaltı masasında Defne, odanın dağınıklığından dolayı rahatsız olduğunu dile getirdi. Gökçe ise Defne’nin sürekli kendisini uyarmasından yorulmuştu. Bayram sabahının neşesi yavaş yavaş azalıyordu.

Anneleri onları çok iyi tanıyordu. Gülümseyerek kızlarına doğru döndü:

“İnsanlar aynı olmak zorunda değildir. Bazen birbirimizi anlamakta zorlanırız. Karşımızdaki kişinin bizi zorlayan şeyleri özellikle yaptığını düşünebiliriz. Oysa çoğu zaman sadece farklı olduğumuz için böyle davranırız. Bu farklılığın sebebini bilmediğimizde kırılabiliriz ancak o insanı daha detaylı düşündüğümüzde bizde olmayan olumlu özelliklere de sahip olduğunu farkederiz.”

Defne biraz düşündükten sonra kardeşinin dağınık olsa da çok neşeli ve paylaşımcı olduğunu fark etti. Gökçe de Defne’nin planlı olması sayesinde birçok işin zamanında hallolduğunu düşündü. Birbirlerine bakıp gülümsediler. O anda sofradaki gerginlik dağıldı, yerini yeniden bayram neşesi aldı. Çünkü farklılıklarını anlamak, onları aynı sofrada sevgiyle birleştirmişti.

Farklılıkları bilmemek insanlarda gerginliğe sebep olabiliyordu. Kahvaltıdan sonra anneleri onlara bir tepsi uzattı.

“İsterseniz bayram şekerlerini komşulara birlikte götürebilirsiniz.” dedi.

Defne şekerleri özenle yerleştirdi. Gökçe ise kapıları neşeyle çalıp herkesle sohbet etti. Eve dönerken Gökçe:

“Sen olmasan bir şeyleri unutabilirdim.” dedi.

Defne de gülümsedi:

“Sen olmasaydın bu kadar eğlenemezdik.”

Farklılıkları anlamak için insanı daha yakından tanımaya ihtiyaç var

O gün ikisi de şunu anladı: Farklı olmak kötü değildi. İnsanlar birbirini anlamadığında gerginlik yaşayabiliyordu. Farklılıkları fark edebilmek için de insanı daha yakından tanımak gerekiyordu.

Hava iyice kararmak üzereydi ve henüz eve varamamışlardı. Anneleri oyalanmadan dönmelerini tembihlemişti. Defne bu yüzden biraz endişelenmiş ve adımlarını hızlandırmıştı. Gökçe ise daha rahat, etrafa baka baka yürüyordu. Tam o sırada yerde sızlanan yaralı bir kedi gördüler.

“Defne dur, dur. Ah yavrum, her tarafı yara bere içinde. Ayy, bakamayacağım. Bacağı mı kanıyor onun?”

“Sakin ol Gökçe. Evet, bacağı kanıyor ama merak etme, düşündüğün kadar kötü görünmüyor.”

“Ayy, hemen veterinere götürelim yavrucağı. Ama ben bakamayacağım bile, kucağıma da alamam. Sen alabilir misin? Belki veterinere götürebiliriz.”

Defne biraz düşündü.

“Ben de ona yardım etmek isterim ama annemizin bizi merak etmesinden endişeleniyorum. Hem bu durumda ona nasıl yardımcı olacağımızı da tam bilmiyoruz.”

Gökçe, Defne’nin cevabını duyunca duraksadı. Sokak lambasının ışığı altında, sabahki o kara bulutlar yeniden toplanır gibi oldu.

“Yani şimdi ne yapacağız?” dedi üzgün bir sesle. “Burada yardıma ihtiyacı olan bir hayvan var.”

Defne’nin de içi parçalanıyordu. Buna rağmen zihni hemen riskleri hesapladı. Annelerine erken geleceklerine dair söz vermişlerdi. Ancak hava kararmıştı ve şimdi bilmedikleri bir sokaktaydılar.

“Ben de çok üzülüyorum.” dedi Defne. “Sadece annemizin bizi merak etmesinden çekiniyorum. Ayrıca ona zarar vermeden nasıl yardım edeceğimizi de bilmiyoruz.”

İkisi de farklı sebeplerle kaygılanıyordu. Bayram sabahı kahvaltı masasındaki gerginlik, şimdi karanlık sokakta yeniden ortaya çıkmıştı. Çünkü yine birbirlerinin farklılıklarını tam olarak anlayamıyor, tepkilerinin arkasındaki nedenleri göremiyorlardı.

Gökçe, Defne’nin neden bu kadar temkinli davrandığını anlayamıyordu. Defne de Gökçe’nin neden hemen harekete geçmek istediğini tam olarak göremiyordu.

Tam o sırada kedinin hafifçe miyavlaması, iki kardeşin de sakinleşmesini sağladı. Annelerinin sabah söylediği söz yankılandı zihinlerinde:

“Farklılıkları bilmediğimiz için kırılırız.”

Defne, kardeşinin tepkisinin kuralları önemsememekten değil, merhametinden kaynaklandığını fark etti. Gökçe de Defne’nin çekinmesinin vurdumduymazlıktan değil, sorumluluk duygusundan geldiğini anladı. Farklılıklarını bilmemek onları gerginleştirmişti ama birlikte bir çözüm bulabilirlerdi.

“Defne, baksana, ileride polis arabası var. İstersen gidip durumu anlatalım. Belki onlar kediye zarar vermeden yardımcı olabilirler. Hava karardığını ve annemizin bizi merak edeceğini de söyleriz. Böylece hem kediye yardım edilmiş olur hem de eve zamanında dönebiliriz.” dedi Gökçe.

Defne’nin yüzü aydınlandı.

“Şimdi benim de içim rahatladı. Eve dönsem bile aklım bu kedicikte kalacaktı. Ne kadar güzel bir çözüm düşündün.”

Gökçe gülümsedi.

“Sen beni uyarmasaydın belki de tek başıma yardım etmeye çalışacaktım. Bu da hem kediyi hem bizi zor durumda bırakabilirdi. İyi ki varsın kardeşim.”

Sonra birbirlerine sarıldılar.

Detaylardaki farklılıkların farkında oldukça, birbirimizi daha iyi anlayabiliriz. İnsanlar birbirlerini tanıdıkça aralarındaki mesafeler azalır. İşte o zaman kalplerde bayram neşesi çoğalır.

Loading spinner

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir