ARKADAŞLIĞIN RENKLERİ

Aysun odasında otururken gözü dışarıya daldı. Penceresinin önündeki meşe ağacındaki kuşları izlemeye başladı. Kuşlar ötüşüyor, adeta birbirlerine bir şeyler anlatıyorlardı. Her birinin rengarenk desenleri vardı. Yan yana geldiklerinde bir tablo gibi görünüyorlardı. Evinin içine geri baktığında odasının da öyle olduğunu gördü. Odada birbirinden farklı renkte, farklı eşyalar vardı. Farklı olsalar dahi her biri eksik parçayı tamamlıyordu. Koltuğun rengiyle yastığın rengi birebir aynı değildi. Bütünde benzer tonlar birbirini tamamlıyordu. İnsanlar da tıpkı tablolardaki farklı renkler gibiydi. Benzer yanları olan ama farklı tonlarda, birbirini tamamlayan.

Aysun’un okulda Gamze isimli bir arkadaşı vardı. Hareketli, konuşmayı seven, yerinde duramayan bir kızdı. Aysun ise onun tam tersine sakin, konuşmayı fazla sevmeyen biriydi.

İlişkilerinde genel olarak problem yoktu. Ancak ara sıra Gamze, Aysun’dan yana dertliydi. Gamze, Aysun’a her şeyi anlatır, olayların detayına girerdi. Aysun ise yaşadıklarını ya hiç anlatmaz ya da çok kısa anlatırdı.

“Aysun ya, biraz sen de anlatsana bir şeyler, neler yapıyorsun son zamanlarda?” 

“Okul, ödevlerle uğraşıyorum işte.” 

“Yoğun geçiyor galiba bu senen?” 

“Evet.” 

İkisinin sohbeti pek uzun sürmezdi. Aysun sorulanın haricinde pek bir şey anlatmazdı. Gamze bazen Aysun’un kendisiyle konuşmak istemediğini düşünürdü. Oysa Aysun sadece kendisiyle değil herkesle böyle konuşuyordu. Aysun ise bazen Gamze’nin anlattığı ayrıntıları takip etmekte zorlanırdı.

İkisi de birbirinden farklıydı. Tıpkı bir tablodaki farklı renkler gibi…

Bir gün Gamze yine sordu: “Aysun neden konuşmuyorsun?”

Aysun düşündü ve gülümsedi. “Konuşmuyorum diye seni dinlemiyorum sanma. Ben böyleyim, sen anlatırsın ben dinlerim. İyi geliyor bana.”

Gamze bir an durdu. Sonra “Tamam o zaman” dedi. “Sen dinle, ben anlatayım. Ama bazen sen de ‘bugün iyiyim’ de. O bile yeter.”

Aysun başını salladı. “Tamam.”

O günden sonra hiçbir şey değişmedi aslında. Gamze yine çok konuştu, Aysun yine az. Ama artık kimseye kırılmıyordu.

Anladılar ki herkes aynı renkte olmak zorunda değildi.

Biri konuşur, biri dinlerdi. Bu da bir arkadaşlıktı. Tıpkı koltukla yastık gibi. Aynı renk değillerdi ama birlikte durunca oda güzel görünüyordu.

Loading spinner

2 Responses

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir