BU DEĞİL, BU DA DEĞİL

“Elif, güneş kremini almayı unutma!” diye seslendi Zeynep kardeşine.

Sıcak bir yaz günüydü. Okulların tatil olmasının üzerinden henüz iki hafta geçmişti.

Sıcak hava şehrin sokaklarını adeta boşaltmıştı. Evden çıkamayan Elif için bu iki hafta geçmek bilmemişti. Zeynep ise her zamanki gibi öncesinden günlerini programlamıştı. Sıkılacağı boş bir zamanı yoktu. Okul tatile girmiş olsa da Zeynep’in gün boyu yapılacak işleri vardı.

Elif’le Zeynep, ebeveynleriyle birlikte aylar öncesinden tatil planı yapmışlardı. O günden beri Elif yerinde durmak nedir bilmiyordu. Her fırsatta “Gideceğiz değil mi?” diye sorup duruyordu. Tatil programlarını hemen arkadaşlarıyla da paylaşmıştı. Hatta arkadaşlarının da bu tatile kendileriyle birlikte gelmesini istiyordu. Bunun için ailesini ikna etmeye bile çalışmıştı. Okul dönemi boyunca tatilde hangi kaydıraklara bineceğinin hayalini kurup durmuştu. Hangi kıyafetleri giyeceğini ve su motoru maceralarını da düşündükçe heyecandan yerinde duramıyordu.

Zeynep ise kardeşinden daha farklıydı. İlk haberi duyduğunda O da çok sevinmişti. Ancak aklında önceden yaptığı başka planlar vardı. Yaz geldiğinde, uzun zamandır heyecanla beklediği resim kursuna yazılacaktı. Okul zamanında dersleri yoğun olduğu için bu isteğini ertelemişti. Okulların tatile girmesiyle birlikte resim kursu açılacaktı. İçinden “Tatil bitmeden anneannemle dedemi görmeye Nevşehir’e de giderim. Son ayda da yeni dönemin derslerine çalışmaya başlarım” diye düşünmüştü. Bu yüzden ilk başta Antalya tatil planını nereye sığdıracağını kestirememişti.

Planlar, hazırlıklar derken sonunda o çok istedikleri otele varmışlardı. Antalya’da ailece keyifli bir tatil yapmaktı herkesin isteği. Saatler süren uçak ve araba yolculuğu herkesi yormuştu. Elif ve Zeynep taksiden iner inmez havuz alanına doğru koştular.

Etrafta koşuşturan çocukların sesleri yankılanıyordu. Renk renk olan su kaydırakları göz kamaştırıyordu.

Buraya kadar her şey yolundaydı. Ta ki otele girdiklerinde Elif bavulunu kaybettiğini fark edene kadar. Tüm aile ilk şoku atlattıktan sonra hemen bavulu aramaya koyuldular. Babası önce havaalanında bindikleri taksinin ofisini aradı. Oradan da taksi şoförünün telefon numarasına ulaştı. Bavulun takside olmadığını öğrendi. 

Ardından annesi havaalanı ile iletişime geçti. Kayıp eşyalar birimi ile görüştü. Yetkili kişi bavulla ilgili bilgi vermek için kendilerini arayacaklarını söyledi. Arama gelinceye kadar beklemekten başka yapabilecekleri bir şey yoktu. Zaman uzadıkça herkesin keyfi kaçıyordu. Zeynep annesi ve babasını rahatlatmak için lobideki içeceklerden getiriyordu. Elif ise sanki kaybolan kendi bavulu değilmiş gibi etrafta geziniyordu. Oradaki insanlarla sohbet ediyordu. Bir ara koridorun sonundaki market gözüne çarpmıştı ve oraya doğru ilerledi. Bir müddet sonra elinde bir alışveriş poşetiyle geri dönmüştü. Kendisine reyonda beğendiği bir mayoyu almıştı.

Sonra gelip annesine;

– “Anne senin terliklerin ve havlun kolayda mı?” diye sordu. “Bavulum bulunana kadar ben bir denize girip çıkayım hemen.” dedi.

Bunu duyan Zeynep çileden çıkmıştı.

– “Biz burada senin kayıp bavulunu bulmak için çırpınıp duruyoruz. Sen denize girme planları mı yapıyorsun? Sana inanamıyorum Elif. Gerçekten saçmalıyorsun artık!”

Bu konuşmaların üzerine Elif ve Zeynep ağız dalaşına girmişlerdi. Lobide herkes onları izliyordu. Annesi ve babası ise iki kız kardeşi sakinleştirinceye kadar epey bir uğraşmışlardı.

Elif’in kayıp bavulunun havaalanında bulunmasıyla herkes rahatlamıştı.

Bu kadar gerginliğin ardından otele yerleşmek için odalarına çekilmişlerdi. Duşlarını alıp yemek yemeye, restorana ineceklerdi. Elif giyinmek için kendisine annesinin kıyafetlerinden bir şeyler uydurmuştu. Zeynep, Elif’in bu rahatlığına dayanamıyordu. Bir de yemeğe gecikmesiyle birlikte Elif’e iyice sinir olmuştu. Annesi ise gerilim devam etmesin diye elinden geleni yapıyordu.

Tatil boyunca Elif’in kafasına göre doğaçlama davranışları bitmek bilmemişti. Zeynep’in ise her anı plan ve düzen içinde yaşamaya çalışması ve ailesini de bu plana uymaya zorlaması sürekli gerginlik oluşturmuştu. Eğlenmek ve dinlenmek için geldikleri bu tatilden gergin ve yorgun olarak ayrılıyorlardı.

Elif’in rahat davranışları Zeynep’i her seferinde çileden çıkarıyordu. Zeynep’in bu kadar kuralcı olması da Elif’e sıkıcı geliyordu. Yaşanan her olumsuzlukta ikisi de birbirini suçluyordu.

Aralarındaki bu anlaşmazlık girdikleri her ortamda mutsuzlukla sonuçlanıyordu. Sadece kendileri değil etraflarındaki insanlar da bu durumdan etkileniyordu.

Elif’e göre, Zeynep olamaması gerekeni yapıyordu. Neden bir kez olsun akışına bırakamıyordu hayatı?

Zeynep’e göre ise, Elif… Bir insan plansız, programsız nasıl bu kadar rahat yaşayabilirdi?

Sorun Elif’te miydi, yoksa Zeynep’te mi?

Tatil dönüşü yol boyunca ikisi de sessizce düşündü.

Elif, “Bavulumu kaybettim ve herkes bununla uğraşmak zorunda kaldı. Bu konuda daha dikkatli olabilirdim. Bunun sorumlusu bendim ve sorumluluğumu üstlenmedim. Daha dikkatli olabilirdim.”

Zeynep, “Elif’in yaptığı doğru değildi. Ben de her şeyi fazla büyüttüm. Bazen planlar bozulabilir. Her şey insanın istediği gibi ilerlemeyebilir. Biraz daha esnemeye ihtiyacım var.”

O gün ikisi de birbirini değiştirmekten vazgeçti. Onun yerine birbirinden bir şeyler öğrenmeye karar verdiler. Elif biraz daha sorumluluk almayı fark etmişti. Zeynep ise biraz daha esnek olması gerektiğini anlamıştı. Mesele herkesin aynı olması değildi. Farklılıklarına rağmen birbirine uyum sağlamasıydı.

Ne sürekli akışına bırakmak doğruydu ne de büsbütün kontrol etmek… Doğru olan, gerektiğinde plan yapmak, gerektiğinde hayatı akışına bırakmaktı.

Her zaman bu da değil, bu da değildi. Yerinde ve zamanında gerektiği gibi olabilmekti.

İnsanlar farklılıklarını kabul etmediklerinde birbirlerini anlayamazlar. Anlayamadıkları için birbirlerine uyum sağlayamazlar ve mutsuz olurlar.

Oysa bir aileyi birleştiren şey uyumdur. Uyumlanınca, bir bütün, o şeyin parçaları birleştikçe bütün olur. Bir parçayı çıkarılınca bütünü dağılmış olur.

Bir ailede sorun birbirinden farklı olmak değildir. Karşıdaki insanın kendinden farklı olduğunu kabul etmemektir. Kabul ettikçe her şey dengeye gelmeye ve yüzler gülmeye başlar.

Loading spinner

Bir Yanıt

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir