“Beni neden anlamıyorsun!” diye hiddetle kızdı ve odasına geçti.
Rutin günlerden biriydi. Bu şehirde kış vakti bolca yağmur yağardı. Hava yağmurlu olunca yıkanan çamaşırlar da kurumazdı. Nevresimler koltukların üzerinde yerini alırdı. Öncelikli ihtiyaç olan ürünler ise kaloriferlerde üst sıralara dizilirdi. Bu desteğe rağmen eğer o hafta çok yağmur yağdıysa ve hava 10 derecenin altına düştüyse kıyafetler evde kolay kurumazdı.
Anne Melek Hanım, birçok konuda ev ahalisine göre rahattı. Tabi bu konuda da farklı değildi. Kışın acil yıkanıp kuruması gereken kıyafetlerin sıralaması gerekiyordu. O gün, “Yetişir oğlum, başka gömleğini giy bugün de işe giderken.” dese de Ahmet durumu onun gibi karşılamadı.
-“Anne sana bugün toplantım var demiştim, yine kirlide mi kaldı gri gömleğim?”
-“Sana bunu daha bir hafta önden söyledim.!”
-“Oğlum, ne olur başkasını seçsen, orda dolapta beyazlar var, siyah olan var.”
-“Hayır, bugün bu takımı giyecektim. Kaç gün önceden planladım.” dedi ve o çıkışı yaptı; “Beni neden anlamıyorsun!”
Ahmet birçok konuda annesine benzemezdi. Annesinin anlık ve ona göre çok plansız kararlarına hayretle bakardı. Annesi her an yeni bir kararla gelebilirdi. Gecenin bir yarısı canı dolma çeker, dolma sarardı. Tabi burada yalnız olmak istemez ve mutlaka evden bir iki kardeşini uykusundan edip lafa tutardı. Tüm bunlara ise yaşam sevinci olarak açıklardı. Ahmet ise, annesinin tam zıttında bir yapısı vardı. Evde dahi olsa gayet planlı, programlı hareket ederdi. Öyle ki, düzen konusunda da titizlikten öte bir tarzı vardı.
Geçtiğimiz günlerde buzdolabının içindeki kargaşadan bunalmış ve raflara kullanım ihtiyaçlarına göre isimler vermişti. Evin içinde de daha bunun gibi birçok şeye kural koymuştu. Koyduğu kurallar ise pek uzun soluklu olmuyordu. Melek Hanım, düzeni devam ettirmeye çalışsa da pek mümkün olmuyordu. O da bu kadar kuralın içerisinde hareket etmekte zorlanıyordu.
İkisi de birbirinden apayrı dünyalarda yaşıyordu. Hal böyle olunca evdeki iletişimlerinde de problemler kaçınılmaz oluyordu. Gömlek konusundaki yaşanan kriz ilk değildi.
Çok değil, daha bir hafta önce yine araları gerilmişti. Aile kahvaltısına gitmek için bir türlü evden çıkamamışlardı. O geç kalmışlık hissi ve insanları bekletmek Ahmet’i oldukça geren bir durumdu. Melek Hanım ise bu tür durumlara alışıktı. Çünkü onun bir yere vaktinde gidebildiği pek görülmezdi.

Bu farklılıklarla bir arada yaşamak her zaman kolay olmuyordu. İki uçta olunca orta yolu bulmak da zorlaşıyordu. Oysa insan ne tamamen kuralcı ne de tamamen esnek olabilir. Tatile çıkıldığında orada ne kadar kurallara göre hareket edilebilir? Ya da bir proje yürütülürken ne kadar esneyebilir?
Her insanın birbirine benzeyen özellikleri vardır. Bunun yanında detayda bakıldığında birçok farklılık vardır.
Anne çocuğunu doğurup yetiştirse de kendisinden farklı olabilir. Farklılıklar hayata zenginlik katar. İnsanlar farklılıkları kabul ettiğinde hayatta sakinlik ve saygı gelir.
Hayat böyledir aslında. Ne tekdüze kurallardan ibarettir ne de bütünüyle başıboştur. Kendi içinde bir düzen vardır ve o düzenin içinde belli bir esneklik barındırır. Tıp ki, Güneş’in her gün belirli bir saatte doğup batması gibi. Ağaçlar hep aynı tarihte çiçek açmaz ama mutlaka çiçeklenir.
Her şeyin kendi içinde bir mizanı vardır. İnsan da aile içinde bu mizanı yakaladığında meyve veren bir ağaç gibi olmaya başlar.



13 Responses
Evet iki tarafta ayrı uçlarda olunca kollar birbirine değmiyor. Kolların birbirine değmesi için iki tarafında biraz ortaya gelmesi gerekir.
Ailedeki herkes köşelerini törpüledikçe ortada buluşmak çok daha kolaylaşıyor. Biz bu hikayenin neresindeyiz? Melek Hanim mi?Ahmet mi? 🙂
İnsan karşısında bulunan kişinin farklılığına uyumlanabildiğinde, o farklılığa ne kadar ihtiyacı olduğunuda görüyor.
Hayatın içinde doğadaki ağaçların çiçeklerin birbirinden farklı olması gibi bir güzellik meydana getiriyorsa insandaki çeşitlilik de bam başka bir güzellik meydana getirir.
Yeter ki farklılıkları kabul et ve güzelliği gör.
Değil mi 🙂 görebilen ve uygulayabilenlerden olmak dileğiyle…
Anlaşılmak kadar anlamak istediğinde insan uyumlanabiliyor☺️💐
Herkes anlamak ve anlaşılmak ister bu hayatta. Çok az insansa anlamak ve anlaşılmak üzere hareket eder
Buz olup; sert, soğuk ve kırılgan mı olmak?
Buhar olup; dağılan, yakan ve şekil almayan mı olmak?
Belki de su gibi olmak varken…
Anlamak ve anlaşılmak .. ne kıymetli iki kavram 🫠
Kaleminize sağlık
Ne güzel de yazmışsınız; herkes anlaşılmak istiyor şu hayatta değil mi? Oysa karşımızdakini anlamadan; nasıl anlaşılmayı bekleyebiliriz ki? Biz aşırılıktan denge boyutuna gelmeden; biz bir adım atmadan… karşı tarafta da bu pek mümkün olmayacaktır!
Öyleyse; “Dön dolaş dengeye gel!”diyor sanki bu yazı😅
Mizan bozulduğunda tüm dengeler bozulur. Mizan bozan şeylerden sakınmak gerekir.
Kaleminize sağlık 🌷
İnsanı anlamak karmaşalarında önüne geçer, tartışmalar azalır yerini esenliğe bırakır.
Birbirini tanıdıkça, insanı tanıdıkça anlamaya ve anlaşılmaya başlar…