Songül, nefes almak için camı açmış, Meral’i kahveye bekliyordu. İçi daralmış, üzgün ve yorgundu. Kendi kendine derin nefes alıp vermeyi deniyor ama huzursuzluğu geçmiyordu. Aklında tek bir düşünce dönüp duruyordu: “Ne yapacağım ben bu oğlanla? 10 yaşına geldi hâlâ uslanmadı. Adı gibi çocuk, Rüzgar! İyi ki adını Fırtına koymamışız.”
Tam o sırada Meral geldi. “İyi ki çağırdın Songül. Efe’yi evden çıkaramadım yine. Gelseydi Rüzgar’la oynarlardı.”
Songül yorgun bir sesle, “Bizimki bugün cezalı. Tüm gün odasında.” dedi.
Aslında çocuklar bir araya gelse güzel olurdu. Efe sakin, uslu bir çocuktu. Kitap okur, yapbozla saatlerce sessizce oynardı. Oyunlarda genelde ebe ya da kaleci olurdu.
Meral okuldan şikayet almazdı ama Songül sıklıkla Rüzgar’la ilgili uyarı alıyordu. Rüzgar sayesinde okulda tanımadığı kimse kalmamıştı.
Songül ve eşi sakin, planlı insanlardı. Rüzgar’ın bu kadar hareketli ve düzensiz oluşunu anlamakta zorlanıyorlardı. Hatta bazen şakayla karışık, “Hastanede karışmış olmasın?” diyorlardı.
Meral geçen gün Rüzgar’ı inşaatın en üst katında görmüştü. Top kaçmış diye korkusuzca yukarı çıkmıştı. Yüreği ağzına gelmişti Meral’in.
Kahvelerini içerken Meral içini döktü: “Sen fazla hareketli diye şikayet ediyorsun, ben de Efe’nin fazla yavaş olmasından. Keşke biraz daha atak olsa. Evde susmaktan sıkılıyorum.”

İkisi de bir an durdu. “Acaba bir danışmana mı götürsek? Bir anormallik mi var?” dediler aynı anda. Ve bir sessizlik oldu.
İnsan anlamadığı şeyi önce problem olarak görür. Kendine benzemeyeni anlamakta zorlanır.
“Atom karınca bu çocuk.”
“Yerinde durmuyor.”
“Çok sessiz.”
“Çok yavaş.”
“Çok konuşuyor.”
Aslında tüm bu ifadeler tanımlama gibi görünse de çoğu zaman etikete dönüşür.
Oysa belki ortada bir anormallik yoktur. Belki sadece farklı mizaçlar vardır. Tüm ifadeler aslında kişiyi tanımlamaya dönük; fakat yeterli bilgi olmayınca kişi karşısındakini etiketlemeye başlayabiliyor. O zaman gerçekte insanı tanımak istiyorsak önce;
“İnsan ne değildir?” sorusunu sormakta fayda var.
İnsanı tanımak; kendi doğrularımıza göre insanı tanımlamak, etiketlemek değildir. Anlık gözlemlerimiz ile haklarında genel bir çıkarımda bulunmak değildir.
Peki insanı tanımak gerçekte nedir?
Hayatta insanlar farklı mizaçlara sahiptir. Dolayısıyla kendi mizaçlarına uygun algılama ve aktarma biçimleri vardır.
Doğal olarak oturması, kalkması, yürümesi, konuşması, susması birbirlerinden farklıdır. Bu farklılıkların tanımlanması; verdikleri kararların sebeplerini, hayatta zorlandıkları veya kolay ilerledikleri yerleri anlamaktır.
Peki insanı tanımak neden önemlidir?
İnsan bu farklılığın sebebini bilmeyince, karşısındaki insanı doğru anlayıp ona uygun tepki veremez. Bu da ilişki kalitemizi olumsuz etkiler. Karşısındaki kişinin, onunla ters düşmek için yavaş olmadığını ya da hızlı olmadığını bilmek; doğasına uygun bir hareketi olduğunu kabullenmesini kolaylaştırır.
Kişinin doğuştan getirdiği bu özelliklerini bir kusur ve hastalık gibi görmek yerine; geliştirmesi gereken yönleri diye algılaması mümkündür.
Belki ortada bir “anormallik” yoktur. Belki sadece birbirinden farklı mizaçlar vardır.
Çünkü her insan kendine göredir.
Kimi hızlıdır, kimi yavaş.
Kimi konuşarak var olur, kimi susarak derinleşir.
Kimi hareketle öğrenir, kimi düşünerek ilerler.
Bu farklılıkları bilmeden insanı tanıdığımızı zannederiz. Oysa çoğu zaman sadece davranışı yorumlarız; davranışı görürüz ama mizacı kaçırırız.
Birini “fazla hareketli”, diğerini “fazla yavaş” diye etiketlediğimizde aslında onu tanımış olmayız; sadece kendi ölçümüzle değerlendirmiş oluruz.
Oysa insanı tanımak; onun doğuştan getirdiği özellikleri fark etmektir. Onun kolayca yapabileceği, zorlanarak yapabileceği şeyleri bilebilmektir.
İlişki kurmakta başarılı olabilmek için önce kendimizi, sonrada çevremizdekileri tanımak önemlidir.



28 Responses
Anlaşılmayan şeyi problem olarak görmek… Bu yüzden ilişkilerde her anlaşmazlığı can sıkıcı bir problem olarak nitelendirmek.
Tüm problemlerin çözümü farkı anlayabilmekte mi yani?
Ne kadar basitmiş öyle değil mi?
Evet, farkı anlayınca, kabul etme ve o kişinin mizacına uygun davranma ve yönetme hakkımız doğuyor; ne güzel!
Bir Psikolog demişti;” Dans iki kişiliktir;” Her kişi ile vals yapılmaz; kimisi ile Tekirdağ karşılama oynanır; kimisi ile Horon tepilir; kimisi ile Tango yapılır!”
O zaman; kaliteli ilişki, farklı mizaçları tanımaktan geçer diyebilir miyiz?
İnsanı tanıdıkça hayattaki ilişkideki problemlerinde yavaş yavaş çözülmeye başlar.
Çünkü insan inanın şifasıdır .
Ve bu şifa insanın zıddında gizlidir. O zaman farklılıklarımızı bilmek sorunu çözmenin ilk adımıdır aslında.
Tanımlamakla etiketlemenin farkını iyi anlamak lazım. Etiketlediğimizde o kişiyi hatalı, olmaması gereken bir problem gibi görüyoruz ve bu ilişkiyi imkansız kılıyor.
Tanımlamakla etiketlemeyi karıştırmak ince bir çizgi, işin ilmi olmayınca sadece başkalarına değil kendine de yapıyor insan bunu
Birşeyi anlaşılmıyorsa ve farklıysa orada sorun var zannediyor insan. Oysa herkes aynı olmak zorunda değil.
Farklı olduğumuzu kabul ettiğimizde ve catısmak yerine uyumlanmaya karar verdigimizde etrafimizdakileri anlamaya çalışıyoruz.
İlişkilerimizi düzenlemeden mutlu olmak ne mümkün gercekten!
Belki de sadece mizaçtır.. anormal değildir… 🙂 seninle de ilgisi yoktur..: sadece farklılık.. ne güzel yazı olmuş sağ olun
Çok hareketli diye hiperaktif teşhisi konup ilaca başlatılan çocuklar ya da hiç hareket etmiyor, konuşmuyor, geç yürüdü denilip bunda bir anormallik var okumayı da geç öğrendi diye tembel, miskin etiketi yapıştırılan çocuklar oldu hayatımızda. Artık çok şükür ki sebeplerini biliyoruz. Hangisini nasıl yönetir ve doğru yetistiririz biliyoruz.
İnsanları etiketlemekten gerçekten kaçınmalıyız. Yoksa çözüm bulmak yerine hep şikayet boyutunda kalırız.
Daha nasıl güzel ifade edilebilirdi bilmiyorum.. insan karşısındaki insanın farklı olabileceğini kabul etmiyor. Ama çiçeklerin çeşitleri kadar bizler de farklıyız. Kaleminize sağlık 🌸
İnsanın ilişkilerindeki konforu arttırabilmesi ancak doğru tanımlamalar ile mümkün oluyor. 💫
İnsanlari kendi kiyasimiza göre değerlendirdigimizde bu sefer sanki degerlendirme yapan hep doğru ölçü kendisi gibi algılıyor etrafı:( Oysa herkesin kendine özgü bir algılamasi varmış ve çok özelmiş.
İnsanı tanımak hayatın en önemli konforudur.
Farkllıklar birbirine iyi gelir geliştirir.
İnsan önce kendini tanımalı,kendine merhametli olmalı,neyi neden yaptığını ya da yapmadığını bilmeli. Ondan sonra etrafındaki insanlara karşı da daha merhametli oluyor. Daha anlayışlı oluyor. İletişimi ve ilişkisi daha sağlıklı oluyor.
İnsan önce kendini tanımalı,kendine merhametli olmalı,neyi neden yaptığını ya da yapmadığını bilmeli. Ondan sonra etrafındaki insanlara karşı da daha merhametli oluyor. Daha anlayışlı oluyor. İletişimi ve ilişkisi daha sağlıklı oluyor.
İnsan neyi neden yaptığını bilince hayat ne kadar kolaylaşıyor. Tabii ki etrafındaki insanlara da anlayış artıyor.
İnsan niye neden yaptığını bilince hayat ne kadar kolaylaşıyor. Etrafındaki insanlara karşı da anlayış artıyor.
Çocukları veya kendimizi etiketlemek veya birilerinin etiketlerinden kurtulmak için gerçekten kim olduğumuzu öğrenmeye ihtiyacımız var 😇
Bizim çocuk biraz anormal 🙈 bana göre 😅
Çocuğa göre de ben anormal 🙈
“Bu onun normali” dedirten bir yazı olmuş 👌 kalıplardan kurtaran doğrusunu tanımlatan 🌸
Ne güzel bir cümle; “ Bu, O’nun normali!”😍
Davranışların farklı oluşunun asıl sebebi insanların farklı oluşları, bunu kabul edip sebebini abladığında rahatlıyor insan, emeğinize kaleminize sağlık 🙏🏻
“Bu insanın diğerinden farkı ne?” diye sorup insanı tanımlamak… ne hoş… etiketlemeden, yargılamadan, hor görmeden daha da önemlisi kendinden farklı olana gıcık olmamak 😌
Çünkü her insan kendine göredir.
Kimi hızlıdır, kimi yavaş.
Kimi konuşarak var olur, kimi susarak derinleşir.
Kimi hareketle öğrenir, kimi düşünerek ilerler.
Kaleminize sağlık 💐
Ne güzel bir yazı olmuş emeğinize sağlık 🥰🥰
Konu nokta atışı seçilmiş. İnsanın yolculuğu çocukluktan başlıyor. Çocukları tanımak insanı tanımak aynı düzlemde ilerliyor. Öylesine anlaşılır, sade ve bir o kadar etkili anlatım olmuş ki; etkilenmemek mümkün değil. Toplumun baskısı dediğimiz ama diğer bir tabirle zorbalığı sebebiyle, belki en çok bu sebeple, sadece çok az bir bilgiyle (temeli olmayan) kulaktan dolma dediğimiz duyumlarla amel edebiliyoruz. Çok faydalı, kalıcı bilgiler içeren bu yazıyı bana tavsiye eden çok değerli hocama tekrar çok teşekkür ediyorum. Kendi adıma çok istifade ediyorum.
Ne kadar güzel anlatılılmoş… Emeklerinize sağlık. İletişimin kalitesi önce mizacı bilmekten geçiyor Aksi halde iletişim kazalarında maruz kalıyoruz.
Çok güzel bir konfor ,insanı gerçekte tanımak . Bildiğin zaman su akıp gidiyor ,uyumlanıyor insan . Ama bilmediği ve gerçekten tanımadığı zaman …
Mizaca göre algılayıp aktaranlardan olabilmek dileğiyle .