
TOHUM
Sıcak Eylül’ den kalma bir gündü. Yoğun ve koşuşturmalı bir günde Nermin veli toplantısı için okula gelmişti. Okul koridorunda yürüyen Nermin, karşıdan gelen Aylin'i görünce gülümsedi. Nermin ve Aylin yıllardır arkadaştı. Çocukları Can ve Berk de aynı sınıfta üniversite sınavına hazırlanıyorlardı.
Aylin'in yüzünde her zamanki o gururlu ifade vardı:
-Berk'in ders notları yine çok iyiymiş, dedi. Öğretmeni özellikle matematikte çok iyi olduğunu söyledi. Bazı çocuklar gerçekten doğuştan zeki. Berk de onlardan biri.
Nermin'in yüzündeki tebessümle birlikte içinden bir burukluk geçti. Can'ın notları hiçbir zaman Berk'in ki kadar yüksek olmamıştı.
-Can'ın durumu biraz farklı, dedi. Dersin başına oturuyor ama çabuk sıkılıyor. Denemeleri de genellikle ortalama puanlar alıyor. Bazen düşünüyorum da acaba yeterince zeki değil mi?
Nermin eve dönerken arkadaşının sözleri zihninde dönüp durdu; “Berk çok zeki.”
Berk okula başladığı ilk yıllardan beri matematikte çok başarılıydı. Zor bir soruyu arkadaşlarından daha kısa sürede çözebiliyordu. Berk de zamanla kendisi hakkında, “Ben çok zekiyim” düşüncesini benimsemişti.
Aylin neredeyse her ortamda Berk'in bu başarısını anlatıp övünüyordu. Nermin, Berk’in ‘üstün zekâ’ hikayelerini her zaman sessizce dinliyordu. "Bizim Berk denemelerde yine birinci oldu, o tam bir dahi.” hikayeleri bitmek bilmiyordu.

Berk, ailesi ve öğretmenleri tarafından takdir edilen bir öğrenciydi. Bu da kendisinde gereksiz bir özgüven oluşturmuştu. Her sınavdan önce ”Nasılsa yaparım.” düşüncesini doğurmuştu. Özellikle dil sınavını önemsemiyordu, basit ve önemsiz görüyordu. Dil çalışması için ayırdığı zamanı çoğu zaman matematiğe kaydırıyordu. Çünkü başarılı olduğu alanda çalışmak daha kolay geliyordu.
Can ise sınıfta hep ortalama başarıları olan bir öğrenciydi. Ders çalışmak ona zor gelir, yapamadıkça morali bozulurdu.
Gel zaman git zaman, sınav için hazırlıklar başlamıştı. Can da Berk de iki sınava girecekti. Bunlar temel yeterlilik ve dil sınavlarıydı. Temel yeterlilikte en önemli sorular matematikten gelmekteydi. Berk çalışmalarının başında dahi matematikte oldukça yüksek netler çıkarabiliyordu. Bu da kendisine keyif veriyor ve daha çok matematik çalışmasına sebep oluyordu.
Can’da ise durum tam tersiydi. Ders çalışmaya başlamıştı ama çok sıkılıyordu. Matematik çok zor geliyordu. Test sorularında fazlaca yanlışı çıkıyordu. Haliyle bu durum moralini bozuyordu. Ne kadar üzülse de bu sınavı geçmeliydi. Devam etmek, Berk gibi O’ da başarılı olmak istiyordu.
Can anlamakta zorlandığı konuların üzerine daha çok ağırlık verdi. Çalışmaları sırasında bazen bir soruya çok vakit harcayabiliyordu. Bu zamanlarda kendi kendine, “Acaba ben düşündüğüm kadar zeki değil miyim?” diye soruyordu. Bu onun pes etmesine sebep olmadı. Kaygılarını kenara bırakıp, çalışmalarına azimle devam etti. Temel yeterlilik haricinde dil sınavına da çalışıyordu.
Bir tohum gibi kök salmaya çalışmak
Onun hali toprağın altında filizlenmeyi bekleyen bir tohum gibiydi. Tohum toprağa bırakıldığında hemen ağaca dönüşmezdi. Önce karanlığın içinde kök salmaya çalışırdı. Can da karanlık toprağın içerisinde besinlerini topluyordu. Her gün biraz daha çabalıyordu. Nermin de oğlunun bu gayretini takdirle izliyordu.
Bir gün okul genelinde deneme sınavı yapılmıştı. Can merak içindeydi ve deneme sonuçları nihayetinde geldi. Toprakta minik bir filiz açığa çıkmıştı. Can, Berk’i matematik hariç her alanda ucu ucuna geçmişti. Her ne kadar sevinse de matematik ve yanlış yaptığı sorular aklından çıkmadı. Oturdu, saatlerce tekrar soru çözdü, tekrar konuları inceledi. Kökler güçlendikçe fidan da büyüyordu. O konuda düşündükçe daha rahat soruları çözüyordu.
Berk ise, “Nasılsa matematiğim iyi, her halükârda sınavda iyi yaparım. Zaten sınavda en yüksek puan getiren konu matematik.” diye düşündü. Ekstra çaba sarf etmekten ve normalden düşük gelen yabancı dile yönelmekten kaçındı. Matematikte olan yeteneğine güvenmeye devam etti. Yabancı dildeki eksiklerini kapatamadı. Sınav yaklaştıkça daha önce ertelediği konuları birikiyordu. Aylin de oğlunun geçmişindeki matematikteki başarılarını düşünüyor ve sınavı bir şekilde halledeceğine inanıyordu.
İkisi için de sınav günü gelmişti. Can sınavda çalıştığı konuları rahatlıkla yapabilir olduğunu fark etti. Berk ise matematik soruları haricinde kalem bile oynatamamıştı. Sınav süresinin nasıl geçtiği anlaşılmadan “kalemleri bırakın.” sesi duyuldu. Berk’in morali çok bozulmuştu. Hani çalışmasına gerek olmadan her şeyi çözebiliyordu? Annesi öyle dememiş miydi, doğuştan zeki değil miydi? Oldukça üzgün bir halde annesi ile beraber evlerine döndüler.
Sınav sonuçları açıklandı… Berk’in sonucu iyi değildi. Yalnızca matematik sorularının getirdiği puanla kalmıştı. Üstelik yabancı dil sınavında neredeyse hiç doğrusu yoktu. Sonucun karşısında Berk ve annesi çok üzülmüştü.
Can çalışmalarının karşılığını almış ve iki sınavdan da iyi sonuç elde etmişti. Bu sınav sayesinde Can ve annesinin de düşünceleri değişmişti. Zekanın kas gibi çalıştıkça güçlenen bir yapısı olduğunu anlamışlardı.
Toprağın altındaki değişiklikler, bakıldığında uzun süre yokmuş gibi görünür. İnsan zihni de bazen bir tohumdan farksızdır. Bir konuyu ilk öğrendiğimizde hemen olumlu sonuçlar gelmez. Azimle çalışmaya devam edildikçe zekâ burada açılmaya başlar. Tıpkı toprağın altında tohumun çatlaması ve yavaş yavaş filizlenmesi gibidir. İnsan istediği konuda yeterli gayreti göstererek zekasını geliştirebilir.
Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.
İlk tepkiyi sen bırak.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.
