Evin ikizleri, görünüşte ayırt etmek zorken, bambaşka dünyalara sahiplerdi.
Sabah güneşi mutfağın perdesinden ince ince süzülüyordu. Evin içinde iki farklı dünyanın sessizce çarpıştığını anlamak hiç de zor değildi.
“Anne, kahvaltı hazır mı?” diye seslendi Ece. Seslenişi bile düzenliydi. Ne çok yüksek ne çok alçak. Masaya çoktan oturmuş, peçetesini düzgünce katlamış, saçlarını aynada iki kez kontrol etmişti. O sırada odasından bir gürültü koptu.
“Hazırsa ben de geliyorum!” diye bağırdı Elif. Ama “gelmek” dediği şey, odasından mutfağa doğru bıraktığı tişört, bir çorap ve kenarda bir bardakla.
Anneleri Ayşe, elinde çaydanlıkla kapının eşiğinde durup gülümsedi.
Tek yumurta ama bambaşka dünyalar…

“Aynı gün doğdular, aynı evde büyüyorlar, tek yumurta ikizleri ama sanki farklı gezegenlerden geldiler,” diye mırıldandı. Ece kaşlarını hafifçe kaldırdı. “Anne, Elif yine eşyalarını ortada bırakmış.”
Elif sandalyeye yarı oturup yarı kayarak yerleşti. “Onlar stratejik olarak yerleştirilmiş,” dedi. “Senin dağınıklık dediğin şeyin bir düzeni var. Hem ben aradığımı kolayca buluyorum.”
“Ya da o şeyi kaybetsen bile fark etmiyorsun,” diye karşılık verdi Ece.
Ayşe ikisine de tost uzatırken araya girdi. “Belki de ikinizin ortası en iyisidir. Biri biraz daha düzenli, diğeri biraz daha rahat…”
Elif hemen atıldı; “Ben gayet rahatım zaten.” Ece bir şey demeden hafifçe gülümsedi.
Elif tosttan büyük bir ısırık aldı. “Bu arada bugün dışarı çıkıyorum” dedi ağzı doluyken.
Ece hemen baktı. “Nereye?”
“Bilmiyorum. Nehir’ler pikniğe gidiyormuş, belki uğrarım. Sonra belki sahile ineriz. Belki başka bir şey yaparız.” Plan yapmamak onun planıydı zaten.
Ece kaşlarını çattı. “Hiç mi belli değil?”
“Hayır,” dedi Elif rahatça. “Ama güzel oluyor öyle.”
Ayşe çayından bir yudum aldı. “Ece, sen bugün ne yapacaksın?”
“Bekleyen işlerimi bitireceğim. Sonra kitap okuyacağım.’’
Elif güldü. “Senin hayatın da ders programı gibi.”
Ece bu sefer hafifçe omuz silkti. “En azından ne yapacağımı biliyorum.” Kısa bir sessizlik oldu. Sonra Elif aniden döndü.
“İstersen sen de gel,” dedi. “Hani… piknik falan.”
Ece duraksadı. Böyle plansız bir şeye “evet” demek ona biraz garip geliyordu. Aynı zamanda gitmek de istiyordu.
“Belki…” dedi yavaşça. “İşlerimi bitirirsem.”
Elif gülümsedi. “Bitirirsin sen.”
İnsanlar, aynı ortamda büyümüş olabilirler. Hatta ikiz bile olsalar birbirlerinden farklı karakter özellikleri geliştirebilirler. Çünkü kişilik; sadece yetiştiriliş tarzıyla ilgili değildir. Doğuştan gelen eğilimlerle beraber bireysel deneyimlerle şekillenir.
Bazı insanlar daha plansız, daha sosyal ve girişken bir yapıya sahiptir. Plan yapmadan hareket etmek onlar için bir eksiklik değildir. Aksine kendilerini daha rahat hissede bilirler. Farklı ortamlara kolayca uyum sağlar, insanlarla hızlıca iletişim kurabilirler. Dışarıdan bakıldığında dağınık görünebilirler ancak öyle değildir. Çoğu zaman kendi içlerinde işleyen bir düzenleri vardır.
Bazı insanlar ise daha planlı, düzenli ve kontrollü bir yapıya sahiptir. Günlerini önceden planlamak, yapılacaklar listesi oluşturmak ve bu plana sadık kalmak onları rahatlatır. Sorumluluklarını zamanında yerine getirir hatta çoğu zaman erkenden tamamlarlar. Dakiklik onlar için önemlidir. Bir yere geç kalmamak adına detayları önceden düşünür ve buna göre hareket ederler.
İşte birbirinin tam zıttı olan iki farklı tarzda kişiler. Tıpkı ikiz kardeşler Elif ve Ece gibi. Elif’e sorsan “Hangi tarz da insan davranışı doğrudur?” diye. “Tabi ki benim gibi olan.” diyecektir.
Ece’nin yanıtı da farklı olmayacaktır. Ece’ye göre de kendi düşünce tarzı ve davranışlarıdır doğru olan.
Peki gerçekte olması gereken nedir?
İnsan hangi ortamda hangi davranışta bulunmalıdır?
Kişinin bu soruları cevaplaması, kendini ve çevresindeki insanları tanıması, neden böyle davrandıklarını anlaması onun insanlarla daha sağlam iletişim kurmasını sağlayacaktır.
İnsan, her zaman planlı, programlı hareket edebilir mi? Peki insan, akışına bıraktığı ve rüzgâr nereye götürüyorsa oraya gittiği şekilde yasayabilir mi? Peki yok mudur bunun bir orta yolu?
Aslında hayat, tek bir mizaca sığmayacak kadar geniştir. Ne tamamen Ece gibi kusursuz planlarla ilerlemek… Ne de Elif gibi tamamen akışa bırakmak … Çünkü yaşam, bazen net bir yol haritası ister ve bazen de cesaretle bilinmeyene adım atmayı.
Hayat denge ister ve gerçek dengenin temeli bu iki mizaç arasındaki dengeyle başlar. Gerektiğinde plan yapabilmek ve planlar bozulduğunda da yönünü kaybetmeden devam edebilmek. Disiplinli olabilmektir. Aynı zamanda anın tadını çıkaracak kadar esnek kalabilmek.
Belki de doğru olan, Ece’nin düzeninden biraz almak ve Elif’in rahatlığından biraz katmaktır hayata. İnsan ne kontrolcü ne de savruk mutlu olabilir. İnsan, dengeyi buldukça kendine yaklaşır.
Ve belki de en doğru cevap şudur;
Hayat ne “o”dur, ne “bu”…
Hayatın tadı, ikisinin arasında kurduğumuz dengedir.



15 Responses
Aşırı olmak yorar insanı denge kurtarır hayatı
Hayat tam da böyle. Ne o ne bu ikisinin tam ortası, dengede. Tıpkı doğa gibi. Her şey kıvamında.🥰
İnsan dengeye ulaşabilmek için önce kendisine neyi katması gerektiğini farketmelidir. Bu farkındalık ise ona hem dengeyi hemde yaşam konforunu getirir.
Karşıdakinin neden öyle davrandığını bilmek insanı daha anlayışlı kılıyor.İlişkiler de daha keyifli hale gelebiliyor ☺️
Hayat ne “o”dur, ne “bu 😇 Dengeyi bu kadar iyi anlatan bir yazı daha olamazdı emeğinize sağlık 🌸
Hayat ne “o”dur, ne bu 🙂 dengeyi çok güzel anlatan bir yazı 👌
Hayatın tadı, ikisinin arasında kurduğumuz dengedir…
Orta yol iyidir; denge şifadır 😍
Kaleminize sağlık 💗
Usta tatlıcılar yaptıkları tatlıya bir tutam tuz katarlar ki lezzeti hem dengelesin, hem de şekerin keyifli tadı ortaya çıksın 🥰 demek ki hayatın bütünü böyle 😌 biraz ondan biraz bundan…
Zaten aşırı olan kısımlarımızı törpülemek için gelmez mi zıddımız🤭
İnsanın kendisinin zıttında insanla yanyana, dip dibe getirilişi tesadüf olamaz. Aynı Elif ve Ece gibi ikisinin de birbirinin olumlu özelliklerini kendine katmasıyla İnsan bir üst versiyonuna ulaşabiliyor. Emeğinize sağlık Çok güzel çok aydınlatıcı bir yazı olmuş.
Hep zıddının denk gelmesine şaşırır, kızar insan… aslında kendindeki aşırlığı dengeye getirsin diye geldiğini anlasa ☺️
Her zaman planlar isteldiği gibi gitmiyor. O durumlarda uyum sağlamak gerekir.
Uyumlanabilenler hayatın akışında akabilirler. Su gibi…
Ne sadece tatlı, ne de sadece tuzlu…
Ne o, ne bu… Hem o, hem bu:)