Günlerden salıydı. Dışarıda sert bir kar soğuğu vardı. Ayaz cam kenarlarına kadar dayanmış; sokak tamamen sessizliğe gömülmüştü. Hava, insanı battaniyenin altına çağıran türdendi. Ama evin içi, dışarıdaki sessizliğin tam tersiydi.
Hatice sabah erkenden temizlik moduna girmişti. Salon çamaşır suyu şişeleri, yüzey temizleyiciler, bezler ve kovalarla doluydu. Kapılar ve camlar sonuna kadar açıktı. Soğuk hava içeri doluyor, keskin çamaşır suyu kokusuyla karışıyordu. Ev, uzaktan bakıldığında biraz dağınık ve karmaşık görünüyordu. Oysa bu, kontrolsüz bir dağınıklık değil; emeğin ortasında kalan bir düzen arayışıydı.
Tam o sırada annesi Aysel, kapıyı açıp içeri girdi. Bir an durdu ve gözleri hızla salonu taradı. Yer değiştirmiş eşyalar, açık camlar, ortadaki malzemeler… Kalbi kısa bir an için hızlandı. “Eve biri mi girdi?” düşüncesi zihninden geçti. O birkaç saniye, insana uzun gelen anlardandı. Sonra yüzüne çarpan yoğun çamaşır suyu kokusunu fark etti. Tanıdıktı bu koku. Aysel derin bir nefes aldı. Gerginliği yavaşça dağıldı. Anladı ki Hatice yine temizlik yapıyordu.
“Ne oluyor burada, Hatice?” diye seslendi.
Saçı tepeden topuz yapılmış, tişörtünün ucu bağlanmış, son ses müzik eşliğinde bir yeri silen Hatice cevap verdi:
“Görmüyor musun anne? Temizlik yapıyorum!”
Aysel içinden geçirdi:
“Ben bu kızda neyi yanlış yaptım acaba?”
Kendini yorgun hissediyordu. Bu sadece o anın yorgunluğu değildi. Uzun zamandır biriken, zihnini kemiren bir yorgunluktu. Hatice’nin bir düzeni yokmuş gibi görünüyordu. Günlerce odasındaki bir bardağı kaldırmaz, kıyafetlerini defalarca hatırlatmadan katlamazdı. Ama bir gün karar verdi mi, bütün evi aynı anda dip köşe temizlemeye girişirdi. Üstelik en ince ayrıntısına kadar yapardı.
Aysel ise bambaşka bir karakterdi. Bir yer temizlenecekse yalnızca oraya odaklanır, işini bitirirdi. Sonra diğerine geçerdi. Hayatı parça parça ve planlı yaşardı. Zaten sürekli derli toplu bir kadın olduğu için büyük bir dağınıklık oluşmazdı. Onun hayat mottosu bile düzen ve istikrardı.
Dışarıdan bakan akrabalar ve arkadaşlar anne kızın birbirine ne kadar benzediğini söylerdi. Oysa aynı evin içinde yaşayan baba ve abi gerçeği biliyordu. Onlar anne kızın tartışmalarına ve birbirlerini dönüştürmelerine şahit oluyorlardı.
Aysel kızının hayatına plan ve disiplin katıyordu. Hatice ise annesinin hayatına hız ve cesaret katıyordu. Fakat ikisi de benzerliklere değil, farklılıklara odaklanıyordu. Oysa insan, en çok odaklandığı şeyden beslenir.

Hatice on yıl öncesine göre daha planlıydı. Farkında olmadan annesinden disiplin öğrenmişti. Aysel de on yıl öncesine göre daha hızlıydı. Kızının enerjisi ona bulaşmıştı.
Hayat onlara sadece farklı bir özellik kazandırmıyordu. Farkındalık da kazandırıyordu. Belki mizaçları farklıydı, dünyayı algılama biçimleri farklıydı.
Peki asıl mesele başka şu olabilir miydi?
İnsan en çok kendine benzemeyende zorlanır. Çünkü farklılık konfor alanımızı bozar. Bizi esnetir, dönüştürür.
O gün ev buz gibiydi. Camlar açıktı. Her yer dağınık görünüyordu. Aslında bu küçük sahne, evin içindeki iki farklılığı gösteriyordu. Birine göre dağınıklık gibi görünen şey, diğerine göre düzen kurma çabasıydı. Tıpkı hayat gibi…
Dışarıdan karmaşık görünen bir tablonun içeride büyük bir emek ve iyi niyet barındırabilmesi gibi, belki ilişkiler gibi… Bazen tartışmalar, zıtlıklar, çatışmalar olur. Ortalık dağılır gibi görünür. Fakat doğru niyet varsa, o süreç ilişkiyi temizler, arındırır. Belki çamaşır suyu gibi, ilk anda keskindir. Rahatsız eder ama ardından ferahlık bırakır. Anne-kız ilişkisinde de görüldüğü gibi.
Farklılıklarımız gerçekten problem miydi? Yoksa birbirimizi geliştirmemiz için verilmiş imkanlar mıydı?
Belki de asıl mesele, “Neyi yanlış yaptım?” diye sormak değildi. “Bu farklılık bana ne öğretiyor?” Diyebilmekteydi.
Çünkü hayat bazen en büyük dersini bir salı günü, camlar açıkken, ev buz gibiyken ve ortalık çamaşır suyu kokuyorken öğretir.



20 Responses
Kaleminize sağlık 🌹
İnsan en çok kendisini ailesinin tanıdığını zannediyor en çok zaman geçirdiği yer olunca. Mesele aslında zaman geçirmek değil de senden farklı olanı kabul etmekmiş
Evet. Ne güzel bir bakış açısı değil mi? Bir de farklılığı kabul edip, kendimizi geliştirmek için bir fırsata dönüştürünce daha da bir güzel 😍
gerçekten farklılıklar hayatımıza renk katıyor. yeterki bu farklılıkları sorun haline dönüştürmeyelim, onlara uyumlanabilelim.
Farklılıklar bizim zenginliğimiz. Olumlu tarafından da bakabilmeliyiz bunca farklılığa…
Farklılıklarla gelişeceğimiz, birilerine de katkımızın olacağı ilişkiler ne kadar kıymetliymiş… uzun süre bunu anlayamamışız.. Kim Kimdir’i öğrenene dek 🙂
Ne güzel bir yazı olmuş, kaleminize sağlık👍
Farklı mizacı olan anne ve kız; birbirinden öğrenen, gelişen ve zenginleşen bir ilişki😍
“Bu farklılık bana ne öğretiyor?” İnsan bakış açısını değiştirdiğinde sorun olarak gördüğü çoğu durum onun gelişimine katkı sağlıyor.
Kaleminize sağlık 💐Farklıların hayatımıza kattığı zenginliklere odaklanmak… İnsanın daha hızlı ve sakin öğrenmesini sağlar mı 🥹
Anne kızın birbirine şifası 💕
Birbirimizden öğreneceğimiz ne çok şey var.Bu gözle bakabilsek hayat daha kolay olurdu.
Ben bu kızda neyi yanlış yaptım acaba?” o an da gayri ihtiyari insanın aklına geliyordur. Ancak herkes her şeyi benim stilimde mi yapmalı?
İnsanlara iyi gelen şey etrafında ondan farklı huylara sahip kişiler olması demek ki.
Her birimizin farklı yetenekleri ve özellikleri var. Bu hayata hepimiz birbirimizin ögretmeniyiz aslında.Sürekli birbirimizden öğreniyoruz.
Şifa zıddında gizlidir. En çok zorlandığımız kişiler en büyük öğretmenlerimiz oluyor, yeter ki onlarla ilgili şikayet etmeyi bırakıp, bize öğrettiklerini görebilelim.😍
Aslında insan biseydi şifasının kendine benzemeyende olduğunu, hiç kaçar mıydı onlardan? Hep kendine benzeyene yaklaşmak ister miydi?
İnsan en çok odaklandığı şeyden beslenir… Bu cümle o kadar anlamlı ki emeğinize sağlık.
Farklılıklar insana ne zaman çekilmez geliyor? Farklılıkların sebebini, benim hayatıma neden verildiğini, bana ne kattığını bilmediğim zaman… Kim kimdir seminerinden sonra bunları anlama lüksü çok iyi.
Bir çoğumuzu çocukluğumuza götürüp gülümsetti 🙂 çok hoş ve anlamlı bir yazı…
Çünkü farklılık konfor alanımızı bozar. Bizi esnetir, dönüştürür. Ne güzel insanın kendini tanıyıp, karşıdakinin farklılığına uyum sağlaması…
Bazen ortalık dağılır gibi görünür yeter ki taşlar doğru yere yerleşsin, doğru sorular sorulsun. Ben neyi yanlış yaptım yerine, bu farklılık bana ne anlatıyor diye düşününce insan, sorulara doğru cevapları bulabiliyor. Tıpkı Hatice ve Aysel’de olduğu gibi:)